30 Haziran 2009 Salı

Ya başka Bir Hayatınız Olsaydı ?



Hepimiz yaşıyoruz bir şekilde ama yaşamanın da bin bir şekli var.
Bazen elimizdekilere şükredip geleceğe koşarken; bazen de umutsuzluğa kapılıyoruz.

Hayatımızdaki tüm seçimleri biz yapmadık, herhalde öylesi mümkün değildi. Belki başka fırsatlara sahip olsak neler neler yapardık da, olmadı işte.

Umut dünyası, insanız nihayetinde. Kim bilir, belki gelecekte olur. Olmaz dememekte yine de fayda var.

Şurda bu soruyu sormuşlar:

Peki ya her şey istediğiniz gibi olsa…
Nasıl bir hayat yaşardınız?

Bu testi yaptım,orda diyor ki :

"Sana kalsa
kaybedilecek bir dakika yok. İnsanoğlu üretmeli, her şeyden bir fayda, olumlu bir sonuç çıkarmalı. İnsan, tüm aklıyla ve var gücüyle çalışarak, öğrenerek ve tüm kalbiyle inanarak değiştirebilir dünyayı.
Aklınızdan çok büyük işler, uçsuz bucaksız hedefler geçiyor. Ama bazen siz de kapana kısılıyorsunuz.

Başka bir yaşamınız olsaydı bir lider, bir bilim adamı, belki de filozof olurdunuz. Ama siz yine de pes etmeyin. İnsanlığa katacağınız her şey bir değişime yol açacaktır."


Hahaaaa başka bir yaşamım olsa,lider,bilimadamı falan olacakmışım,bu hoşuma gitti...
Bu psikolojik testlerin sonucunda niye hiç kötü bişey çıkmaz anlamıyorum...
İlla müthiş bir şey olacak...

Bana diyor ki :"Sen şimdi hıyarın tekisin ama pes etmezsen ilerde filozof olacaksın..."
Büyük moral oldu bu benim için...:P

Olsun belkide böylesi daha eğlenceli,paslanıp bir köşede demir yığını gibi durmaktansa,
hayal ve umut dünyasının sınırlarını zorlamak daha mantıklıdır bence...

Biletine büyük ikramiye çıkan Temeli üç ay sonra Bakkal-Kasap ve borçlular yolda çevirir:
"Ula Temel büyük ikramiyeyi aldın,bisürü paran oldu,niye borçlarını ödemiyorsun !"demişler.
Temel: "Zencun oldi değişti,demesunlar diye vermiyrum
...!"


Peki ya siz...
Her şey istediğiniz gibi olsa…

Nasıl bir hayat yaşardınız?


Yazan: hakan can

26 Haziran 2009 Cuma

Michael Jackson Öldü,Anılarımız Canlandı


Dünyanın en ünlü Pop Starlarından biri olan Michael Jackson'u özellikle Ortaokul yıllarından sonra hiç takip etmedim..

Ama Ortaokul yıllarında bir çok arkadaşla beraber onun unutulmaz şarkılarıyla büyüdük...


-Remember the Time
-Black and White
-We are the World
-Bad
-You are not alone

Bunları bugün dahi dinlesem alır beni on-onbeş yıl geriye atar,
deli dolu çılgın zamanlarımı hatırlarım...

Yaşadığımız şehirde kimsesiz bir amcamız vardı adı Anton,60 yaşlarında olmasına rağmen tam bir Michael Jackson hastasıydı,dev bir koleksiyonu vardı posterinden tut puluna kadar,ayakkabasından T-Shirt'üne kadar Moonwalk,ne ararsan var..

Bir de eski Oldtimer VW Samba T1 minübüsü vardı alır bizi konserlerden konserlere götürürdü,
üstelik ücret konaklama herşey kendisine aitti...


Okulu yırtıp günlerce VW Samba'nın içinde o şehir senin bu ülke benim demeden dağı taşı dümdüz ettiğimiz günlerin haddi hesabı yok...Süpeerdii...:P

Anton amcamız şu an yaşıyor mu acaba bilmiyorum,yaşıyorsada kahrolmuştur garibim...

Bugün Michael Jackson'un ölüm haberini okuyunca işte böyle eskilere gidip geldim...


Yazan: hakan can

25 Haziran 2009 Perşembe

Herkese Selamlar ve Regaip Kandiliniz Kutlu Olsun


Herkese sevgi ve selamlar...
Abimle birlikte altı günlük Türkiye yolculuğumuz bitti,zaman su gibi aktı neye uğradığımızı nasıl geçtiğini anlamadık bile...Hayal gibiydi...

Cuma günü saat gece 22.30'da Sabiha Gökçen'e indik,bizi almaya gelecek olan dayım ağır rahatsızlığından ötürü havaalanında olamadı,gideceğimiz yer Tekirdağ olduğu için yolumuz bayağı bir uzaktı o saatte...

Abim kimse bizi almaya gelmedi diye biraz sinirlendi ama sonra Adana kebabı yiyince sinirleri yatıştı..:)

Otogar'dan Tekirdağ'a otobüs bulamadık, bindik Belediye otobüsüne,gecenin 2.00'sinde indik Taksim Meydanına,iğne atsan yere düşmez öyle bir kalabalık var orda...

Bir lokantaya girdik bişeyler atıştırdık, Adana Kebab'ı yedik,harikaydı 40 yıl yatarım bu yemeğe...

Neyse o geceyi İstanbul Laleli taraflarında bir akrabada geçirdik ve ertesi gün teyzemlere Tekirdağa yetiştik,en son 96'da ordaydım,akrabalarımızla göz göze geldiğimizde anlatılmaz yaşanması gereken yoğun bir duygu seli yaşadık...

Anneannemizin mezarına çiçekler bırakıp,dualar okuyup,teyzelerimiziden,dayılarımızdan,yiğenlerimizden,eniştelerimizden hellalik alıp döndük...

Mezarı gezerken abim dedi ki :"Şuraya bizde bir aile mezarı yaptırsak..."

Ülke genelinde bazı cart curt olanları bir kenara bırakırsak,Türkiyemizin,insanları herzamanki gibi doğal ve güzel...

Allah bu millete acı göstermesin...

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
REGAİP KANDİLİ

-Üç aylardayız,gökyüzüne doğru dualar eşliğinde kalakan bütün ellerin,gönüllerin Regaib Kandilini kutlar,en güzel şeylerin dünya ve ahirette sizlerin olmasını dilerim....


Yazan: hakan can

18 Haziran 2009 Perşembe

Babalar Günü


Biliyorum babalar gününü kutlamak için henüz erken ama yarın Türkiye'ye yolculuğumuz var o yüzden Pazar günü burda olamıyacağım...

Bu yazıyı yüreği adam gibi adam,baba gibi baba olan tüm canlara gönderiyorum :

Çocukları için babalar,dünyanın en güçlü insanlarıdır..
O herkesten akıllı,yakışıklı,herkesten üstün ve
bütün güzellikleri üzerinde barındıran en asil insandır...
O hayatın bütün zorluklarının üstesinden gelen ve çocukları için bütün sıkıntıları göğüsleyebilen sönmeyen bir güneş gibidir...

Çocuğunu döverek sokağa terkeden babaları aşağılıyorsak,evlatlarını canına katıp,dişini tırnağına takarak hayat mücadelesi veren babaları da baştacı yapıp takdir etmek hepimizin insanlık borcudur...

Son olarak babalar gününün olmazsa olmazı olan,bu güne en çok anlam katan Fatih Kısaparmağın o meşhur şarkısının sözlerini aktaralım :

BU ADAM BENİM BABAM
Bu adam benim babam
Sekiz köşe kasketiyle
Omuzunda zakosuyla hey!
Cebinde yok parası
Bafra'dır cigarası
Yüreğindedir yarası
Altı çocuk büyütmüş
Bir işçi maaşıyla
Bu adam benim babam hey!

Ağlama benim babam
Ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey!
Bir kapıyı kapayan
Gene açar babam
Ağlama benim babam hey!
Ağlama mazlum babam
Ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey!
Bir kapıyı kapayan
Gene açar babam
Allah büyük babam hey!

Bu adam benim babam
Derdi dağlardan büyük
Çaresiz,beli bükük hey!
Bir gün olsun gülmemiş
Rahat nedir bilmemiş
Gözyaşını silmemiş
Bir lokma ekmek için
Kimseye eğilmemiş
Bu adam benim babam hey!

Benim babam mert adamdı
Mangal gibi yüreği
Yufka gibi kalbi vardı
Hayatım boyunca o'na özendim
Fedakardı
Bir dikili ağacı olmadı belki
Ama kendisi
Onuruyla yaşayan koskoca bir çınardı
Üstümdeki kol kanat
Sırtımı yasladığım dağ gibiydi
Ben babamın oğluyum
Tepeden tırnağa Anadolu'yum...

Dipnot: Yarın akşamdan sonra yaklaşık bir hafta aranızda olamıyacağım,sevgiyle kalın,
esen kalın...


Yazan: hakan can

16 Haziran 2009 Salı

Nur İçinde Yat Gül Kokulum...


Birçok insan yurtdışında yaşayanlara gıpta ile bakıyor,para pul,medeniyet,rehavet
herşeyin buralarda olduğunu zannediyor....

Ama öyle değil işte dostlarım..Gurbetin ayaz tarafları da var,gün geliyor sille gibi suratına şamarı indiriveriyor....

Bu gün uzak diyarlarda olmanın tüm benliğiyle ağır tokatını yüzümde hissetim...

Sen gurbette yaşıyorsun sevdiklerin memlekette ve aniden telefon çalıyor,soğuk,acıklı ve hüngür hüngür ağlayan bir ses telefonun ucunda,seni büyüten canına can katan Anneannenin vefatının haberini veriyor...

Anne derdik biz ona çünkü bize annemiz kadar yakındı,besledi büyüttü...

Hani onun vefakarlığını masumluğunu ve güzelliğini kelimelere sığdaramayacağım için
"Mekanı cennet olsun,nur içinde yatsın." demekten başka bişey yazmak istemiyorum...

Yarın cenazede onu son yolculuğuna uğurlamayı o kadar çok isterdim ki,işte gurbet dedik yukarda,para pul dedik,hani nerde,kredi çekmeye gittik ancak iki gün sonra parayı
y
atırabiliyorlarmış hesabımıza...

Oysa ki şu an Türkiye'nin herhangi bir yerinde olsaydım,atlar arabaya rüzgar gibi düşerdim yollara...


Uçağa binip memlekete gitmek bir kaç gün sonraya kısmet olacak artık...


Sonkez göremedik anamızı,hiç olmazsa mezarında Fatiha okuyup bir gül bırakmak nasip olur inşallah...


Yazan: hakan can

Neden Ben ? Diyen Herkes İçin



Bu olayı okuyanlarınız mutlaka

vardır,okumayanlara tavsiye ederim,her okuyuşumda kendime geldiğim ibret verici bir tablodur.../hakan can


-Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.

Tırmanacakları yere vardıklarında,neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebilecegi bir oyuk buldu.. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kisi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi.

Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu.

Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.

'Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildigin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.'

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler.İçlerinden biri 'Aranızda lens kaybeden var mi?' diye bağırdı.

Brenda'nın sonradan ögrendigine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavasça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmisti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:

'Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum.Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım...'

'BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM' demeyin.....


Kaynak: kentyorgunu.com

13 Haziran 2009 Cumartesi

Rekor Transfer -Cristiano Ronaldo


Yalnızca "Spor" kategorim kısır olduğu yüzünden değil,günlerdir konuşulan bir transfer ücretine "Hösst !" diyip yüreğimi ferahlatmak için bu yazıyı yazmam lazım...

Manchester United'den Real Madrid'e geçen Christiano Ronaldo'ya dünya rekoru kırarak tam 94 Milyon Euro transfer parası ödüyorlarmış....

Hahaaa,Ohaaa ve aynı zamanda Çüşşş !

Bu parayla Ronaldo'nun İngiltere'de yaşadığı mahallenin marketinden tamı tamına 275.862.068 tane fasulye konservesi alınıyormuş...:)

Hani insanlık adına faydalı olacak akıl almaz bir buluş icad etse,o kadar gücümüze gitmez de,adam üst tarafı saçına jöle sürüp yuvarlak topun peşinden koşuyor.

O paranın yarısını bana versinler,heyyt yavrum bak o zaman nasıl uzun saçlarımı jöle fıçısının içine sokup da,arap atları gibi koşuyorum...:)

Uzun lafın kısası : Bir tarafta açlıktan kıvranan milyonlarca insanlar,
diğer tarafta tek bir adama ödenen milyonlar...


Bu alış veriş bana göre insan üstü bir olay ve sadece uzaylıların kavraya bileceği serserilik ve görgüsüzlük senaryosudur...


Yazan: hakan can

11 Haziran 2009 Perşembe

Blog Mevsimi


Hani ağaçların meyve verme mevsimi olur yaa,Blogcularında yazı yazma mevsimi varmış,
Blog mevsimi deriz biz buna...:P

Geçmiş ile şu anı kıyaslarsak Bloglarına yazı yazanlarda bir düşüş görüyoruz...

Yaz aylarının yaklaşmasından mıdır,nedir bilmiyorum ama herhalde insanlara ilham gelmiyor...

Bazen gecenin üçünde-beşinde heyheylerim gelip tüm coşkumla bir yazı kaleme aldığım çok olmuştur.
Fakat şu aralar oturuyorum :"Yaz nan artık bişeyler,bak aradan kaç gün geçti dükkan sinek avlıyor.." diyorum ama cıkkk...

İlham gelmiyor abisi,duraklıyorum,ne yazıym,kimi kırbaçlıyayım,kime takılayım,hangi güzelliği ön plana çıkarayım derken dakikalarca boş sayfaya inek tren muhabbeti gibi baka kalıyorum,
sonra tek kelime yazmadan kapatıp çıkıyorum...:P

Neyse bu işler zora gelmez,aceleye hiç gelmez,sıkmamak lazım...

Blog mevsimi yaklaşıyor,o zaman bol bol yazar eğleniriz...:P


Yazan:hakan can

7 Haziran 2009 Pazar

Güzel Şeyler



Eleştirmeyi severim.

Son üç-beş yazılarımda gündeme biraz isyan bayrağı açmış yazılar yayınladım,dün de arkadaşım Serkan (Bir Hoş Sada) yorumlarının birinde
"Hakancım,biraz da güzel olaylardan bahsetsek.." diye yazmış.


Gündemin üzerine yine de gitmek lazım ama evet Serkan'a da hak veriyorum ,
bu memlekette hiç mi güzel şeyler olmaz.


Kendi kendime acil bir karar aldım :" Bugün,güzel şeyler yazacaksın can..."

Sıkı dur Serkan şimdi yazıyorum :
GÜZEL ŞEYLER...:P



Yazan: hakan can

6 Haziran 2009 Cumartesi

Güzel Bir Hikaye -Kasabadaki Balıkçı


Bir Meksika sahil kasabasına yolu düşen Amerikalı işadamı, kıyıya yanaşan kayıktaki balıkçıyla konuşur. Kayığın içinde, henüz tutulmuş birkaç tane balık bulunmaktadır.

Amerikalı iş adamı balıkların iriliğinden dolayı balıkçıyı över ve bu birkaç balığı ne kadar zamanda yakaladığını sorar...

Balıkçı, ´Fazla sürmedi, senyör´ der...

Amerikalı hayretle sorar: ´Öyleyse neden daha fazla denizde kalıp da daha çok balık tutmadın?´...

´Bu kadarı bugünlük aileme yeter.´...

´Peki´, der Amerikalı iş adamı. ´Geri kalan zamanın nasıl dolduruyorsun?´...

´Sabahları geç kalkıyorum. Sonra birkaç balık tutuyorum. Sonra çocuklarla oynuyorum. Öğleden sonra eşimle biraz şekerleme yapıyorum. Akşamları da kasabaya iniyorum; Amigolarla birşeyler içip gitar çalıyoruz. Böylece hayatı dolu dolu yaşıyoruz, senyör.´...

Amerikalı iş adamı bu hayatı son derece sevimsiz bulur...

´Ben Harvard mezunuyum, sana yardımım dokunabilir´ der. ´Herşeyden önce, daha fazla balık tutmalısın.´...

Balıkçı hayretle sorar: ´Niçin senyör?´...

´Artan balıkları satar, daha çok kazanırsın. Zamanla kendine daha büyük bir tekne alırsın. Daha büyük tekneyle daha çok balık tutar, daha çok kazanırsın.´...

´Sonra senyör?´...

´Daha başka tekneler alır, bir filo kurarsın.Sonra balıkları işlemek için kendin konserve tesisleri kurarsın. Böylece kârın önemli bir kısmını başkalarına kaptırmamış olursun.´...

´Sonra senyör?´ ...

´Tabii, bütün bu işleri böyle küçük bir sahil kasabasında yürütemezsin. bu arada Los Angeles veya New York gibi büyük bir dünya kentine taşınmış olursun.Yeteri kadar büyüyünce halka açılır, hisse senetlerini satarsın. Büyük zengin olursun. Milyonlarca doların olur.´ ...

´Sonra senyör?` ...

´Bu kadar paran olduktan sonra çalışmana gerek kalmaz. Emekliye ayrılır, bir sahil kasabasında kafanı dinlersin. Sabah geç saatlere kadar uyursun. Biraz balık tutar, çocuklarla oynar, öğlenleri de şekerleme yaparsın. Akşamları ise amigolarınla birşeyler içip gitar çalarsın.´...

"Peki bu kadar yırtınmaya gerek var mı ?
Ben son söylediklerinizi zaten yapıyorum senyör!."


Dipnot: Bu hikayeden çıkaracağımız ders ;
Mutlu olmak için illa da zengin olmaya gerek yokmuş...



Alıntı: Hürriyet yorumcularından Rico Bey

5 Haziran 2009 Cuma

Eski ve Yeni Dünya'nın Ortasında Buluşabilmek



Lamı cimi yok : Dünyevileştik...


Eskileri dinlersek bize çoğu zaman benzer şeyleri söylerler :

"İki kilim,üç minder,bir kaç sandelye ve siyah beyaz televizyonumuz vardı ama daha mutluyduk...
Otomobilimiz yoktu belki ama hava daha temizdi...
Asfalt yerine çamura basardık ama her taraf yemyeşildi..."

Nerde o eski yüreği pırıl pırıl parlayan içi dışı bir olan dünyamız...

Sanki fazilet tarihe gömüldü,varsa yoksa eşya,para pul,çıkarcılık uğruna edilen kavgalar...
Bir hiç uğruna yapılan cinayetler,intiharlar,öldürülen çocuklar,çalınan paralar...

Ortada bir dengesizlik almış başını gidiyor...!

Halbuki eskilerin çocuksu güzellikleriyle,yenilerin teknolojisini dengeleyebilsek insanoğlunun kaderi değişir...

Yani,hem aklımızı kullanıp uzayda koloniler kuracağız,
hemde manevi olan değerlerimizin kıymetinden,doğasından,havasından suyundan,
ruhundan taviz vermiyeceğiz...


Dedelerimizde ağzı açık bizi seyrederken :
"Vayy be torunlara bak sonunda hizaya gelebildiler,keratalar..!" desinler..:P



Yazan: hakan can

3 Haziran 2009 Çarşamba

Atlantik'te Düşen Uçak ve Şuur altımıza Yerleştirdikleri



"Tatile E
şşekle giderim,icabında yaya giderim ama uçağa binmem asla !" diyenlere gün geçtikçe hak veriyorum...

Brezilya,Rio de Jenairo'dan havalanıp Atlantik'in dibini boylayan uçağın içindekilerin yerine kendimi bir an koydum da,ne dehşet verici bişey !

Sabah'ın 4'üne doğru,büyük ihtimalle şiddetli bir şimşek uçağın bilmem neresine çakıyor ve o saniyede bütün hayatınız gözünüzün önünden geçiyor...

Tek sığınağınız dualarınız olur...Allah yar ve yardımcımız olsun...


Dün Lunapark'a gitmiştik,süratlı makinalardan birine bindim,en tepedeyiz,yani haliyle insan o an "Acaba bu aletin vidaları sağlam mı lan,ya haberlerde okuduğumuz korkunç kazalar şu an benim de başıma gelirse !" diye aklından geçiriyor,ürperiyor ve basıyor feryadı...


Yok abisi,bu havada karada hızlı olan herşeyin suyu çıktı artık,
insanlar korkmaya başladı...

Bu gidişle bizde bu sene Türkiye'ye tatile ya bisikletle veyahut Davaro gibi "Bir mumdur,iki mumdur,bana bir bade doldur haninnaa..." diye şaklayarak at arabasıyla geliriz herhalde...


Yazan: hakan can

1 Haziran 2009 Pazartesi

Issız Bir Ada'da Üç Şey


Issız bir adaya düşüyoruz ve yanımıza sadece üç şey alma hakkımız var.
Ne olurdu bu üç şey diye soruyor arkadaşım Neslihan...


1-) Tabii en başta ailem ve sevdiklerim yanımda olmalı yoksa sıcağın ve sahilin tadı çıkmaz...


2-) Evimdeki ve Milli kütüphanedeki bütün kitaplar adanın en sağlam köşesinde yerini alacak...


3-) Ve en önemlisi,Recep Tayyip Erdoğan'ın oğluna hediye ettiği gemiciğinden bir tane de ben isterim...Adada canım sıkıldı mı,bir iki tur atmak amaçlı...:P



Şimdi Mim sırası sizde dostlarım :


- SİHİRLİ OKLAVA
- Pırıltılı Cadı
- Kumsal
- Hayat denilen, bir masaldır...


Yazan: hakan can