
29 Ekim 2009 Perşembe
CUMHURİYETİN 86. YILDÖNÜMÜ

30 Ağustos 2009 Pazar
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

BUGÜNÜ SAKIN UNUTMA!
Türk aydınlanmasının ve Türk Kurtuluş Mücadelesi’nin zaferini tescil eden,emperyalizme karşı devlet kurma iradesinin başarıya ulaşmış tek örneği Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunu gerçekleştiren şanlı büyük taarruzun kader ve karar günü olan
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI; yüce milletimize, ülkemize,kutlu ve mutlu olsun.... Milletimize; bu yıl ve ebediyete akıp giden bütün zamanlar boyunca kutlu olsun.
19 Mayıs 2009 Salı
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı
"Bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asil ruhlu, ilerlemeye çok kabiliyetli bir halktır.

Bu halk eğer bir defa karşısındakilerin samimiyetle kendilerine hizmet ettiğine inanırsa her türlü hareketi hemen kabule hazırdır.
Bunun için gençlerin her şeyden önce millete güven vermeleri lazımdır..."
-M.K.Atatürk
18 Mart 2009 Çarşamba
Çanakkale Zaferi -Bombasırtı Olayı

"Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve Dünya savaş tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir olaydır.
Karşılıklı siperler arası 8 metre , yani ölüm kesin. Birinci siperdekilerin hepsi kurtulmamacasına düşüyor.
İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor.
Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılıkla biliyormusunuz?
Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir tereddüt bile göstermiyor. Sarsılma yok.
Okuma bilenler Kur' an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar.
Sıcak cehennem gibi kaynıyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir.
Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur."
-M.Kemal ATATÜRK
(kaynak : Bombasırtı Olayı )
Ruhları şad olsun,nur içinde yatsınlar...
Herkesin Çanakkale Zaferini kutlarım arkadaşlar...15 Şubat 2009 Pazar
Titanic'te Neler Oldu ?

14 Nisan 1912’de tarihin en büyük deniz kazalarından biri yaşandı.Titanik, en yeni sistemlerle donatılarak yapılmış dünyadaki en büyük gemiydi.Yapımında, o günlerde üretilen en kaliteli çelik kullanılmıştı.Sahip olduğu teknolojik özelliklerden ötürü asla batmayacağı söyleniyordu....
Gemi, İngiltere’nin Southampton Limanı’ndan yola çıkarken, bunun ilk ve son seferi olduğunu elbette ki tahmin edilemezdi.Ne var ki, Newfoundlan’daki buzdağlarına çarptığında 1500’ü aşkın yolcusuyla birlikte Kuzey Atlantik sularına gömüldü.Cankurtaran filikalarının azlığı nedeniyle sadece 705 kişi kurtarılabildi.Bu durum tüm dünyanın tepkisine sebep oldu.
Acaba Californian, Titaniktekileri kurtarabilir miydi ?
Çok geçmeden felaketi araştırmakla görevli bir komite kuruldu.Araştırmalar sırasında en çok üzerinde durulan soru şuydu: Şayet zamanında yardım gitseydi Titanik’tekiler kurtarılabilir miydi ? Bu durum Titanik’e en yakın gemi olan Californian üzerine şimşekleri çekti.Gerçekten de ortada şaibeli bir durum var gibi gözüküyordu.
Süvarisi ve Mürettebatının tanıklığına göre Californian 14 Nisan gecesi, Titanik’in de bulunduğu Kuzey Atlantik’in sürüklenen buzullarla kaplı bölgesindeyken, Londra’dan Boston’a doğru yol almaktaydı.Buzullar nedeniyle Lort, gemisinin gece “stop” etmesi emrini verdi.
Gece yaklaşık 11.00’da Californian’ın telsiz operatörü Cyril Evans, aynı bölgede bir yerlerde olduğunu bildiği Titanik’e hiç de resmi olmayan bir mesaj geçti: “Baba konuşuyor, buzlarla sarıldık ve stop ettik.” Titanik’in operatörü Jack Philips ise bu müdahaleden rahatsız olmuştu.Bütün gün geminin zengin yolcularının mesajlarını göndermek için uğraşmıştı ve sohbet edecek vakti yoktu.”Mesajı kesin! Bize engel oluyorsunuz.” Diye cevapladı.
Bütün gün çalışmış olan ve belki de bu sert cevaba biraz sıkılan Evans telsizini kapatı yattı.Californian’da sadece tek telsiz operatörü olduğundan, bu noktada telsiz temasından yoksun kalmıştı.
Titanik gece yarısı yaklaşık 12.05’te S.O.S vermeye başladığında Californian’da bunu duyabilecek ayakta kimse bulunmuyordu.Peki ya işaret fişekleri? Californian neden Titanik’in imdat işaretlerine yanıt vermemişti? Lort ifadesinde sadece bir fişeğin uçtuğunu gördüğünü vesonra yattığını söyledi.Kaptanları daha sonra başka fişekler de gördüklerini haber verdiklerinde, uykulu uykulu bunların imdat işaretleri olabileceğini düşünememiş, kaptanları da ısrar etmediği için uyumaya devam etmişti.
Titanik’in buzdağına çarpmasının ardından Californian’ın kaptanları diğer gemiden atılan bir havai fişek fark ettiler.Bir kaç saat içinde Titanik’in yardım amacıyla ateşlediği 7 fişeği daha gökyüzünde gördüler.Kaptan Stanley Lort bunlara rağmen yerinden bile kımıldamadı.
Californian, tarihçi Leslie Reade’nin söyzleriyle, tarihe “yerinden bile kımıldamayan gemi” olarak geçti....
Kaynak : www.aktifblog.com/yerinden-bile-kimildamayan-gemi
9 Şubat 2009 Pazartesi
Thomas Edison Aptalmıydı ?
Thomas Alva Edison,yoksul bir ailenin oğluydu.Bir gün öğretmeni annesini okula çağırtarak ; " Bakın hanımefendi ! Çocuğunuz derslerinde çok başarısız.Algılaması zayıf! Nasıl söylesem ? İşin kötüsü,hiçbirşey öğrenemeyecek kadar aptal! Çocuğu okuldan aldırırsanız,isabetli bir karar vermiş olacaksınız." dedi.
Edison okuldan ayrılmasına çok üzülmüş,içerlemişti.
On yaşına geldiğinde eline geçen ne kadar fizik,kimya kitabı varsa hepsini okumuştu.
Artık çöplüklerde bulduğu gazete ve dergileri dahi yere eğilip okumadan geçerse,tedirgin oluyordu...
Edison'un okuldaki başarısızlığının asıl sebebi,onun ilgisini canlı tutacak konuların olmamasından kaynaklanıyordu.Aslında herşeyi öğrenmeye açık bir zekası ve merakı vardı.
Edison evinin kilerini laboratuar haline getirdi
Annesinden izin alan Edison evin kiler kısmının bir bölümünü laboratuar haline getirdi. Burda tek başına telgraf cihazı yaptı.Mors alfabesini öğrendi.Volta kaplarıyla elektirik akımına yönelik araştırmalar yaptı.
1868 yılında henüz 21 yaşındayken elektirikli bir oy sayma makinesinin patentini aldı.
Kısa bir süre sonra Edison'un kendisine ait şirketinde tam elli kişi çalışıyordu...
Çalışanlar (gıyaben) ona ' Yaşlı adam' dediğinde Edison,henüz otuz yaşındaydı.Buna rağmen,farklı bir açıdan bakıldığında bu isimlendirme doğruydu.Bir insan bunca başarıyı ancak uzun bir ömre sığdırabilirdi,otuz yaşında değil...
Mucit sürekli meşguldü.Elektirik Ampulünün içine koyacağı uygun teli bulabilmek için ikiyüzden fazla maddeyi denemiş,fakat doğru teli bulamamıştı.
Bir yaz gecesi
Bir yaz gecesi,Edison laboratuarından çıkıp yorgun argın eve döndü.
Karısı ona :
"Gece gündüz hiç istirahat etmeden çalışıyorsun.Tatile çıksan iyi olur." dediğinde Edison ; "İyi ama nereye gideceğim ?" düşünceye daldı. Karısı :" Dünyada en sevdiğin ve görmek istediğin yer neresi ise oraya git!" dedi. Edison'un birden gözleri parladı;"Tamam !" dedi. "Yarın oraya gideceğim..." Ertesi sabah yine laboratuardaydı! Çünkü onun için en güzel tatil ve istirahat çalışmak demekti.
Ampul telini bulmak için denediği madde sayısı tam üçbini bulmuş
Edison,bir arkadaş toplantısında iş prensiplerinden bahsediyordu : "Ben,bir işe başlamadan evvel şunu düşünürüm ; ' Acaba yaptığım araştırmalar,neticede bana maddi ve manevi olarak iyi bir kazanç getirecek mi ? ' Cevabı 'Evet' ise yılmadan çalışmalarımı sürdürürüm..."
Edison,elli teknisyeninin hepsini,ampule koyulacak teli bulmakla görevlendirdi ; kendisiyse hergün sadece dört saatini uykuda geçiriyordu..
Bir gün deney listesi ilişmişti gözüne.
Listeyi incelediğinde baktı ki,denediği madde sayısı tam üç bini bulmuş...
Edison,masasının başında dalgın dalgın oturuyor,zihnini kurcalayan o maddeyi düşünüyordu.
Gözü ceketinin kopuk düğmesine takıldı.
"Biz ipliği hiç denemedik !" diyerek heyecan içinde sokağa çıktı.
Yüzlerce makara iplik satın aldı ve laboratuara geri döndü.Önce iplikleri küçük parçalara böldü ; onları 4-5 saat ısıtıp akkor haline getirdi.
Ampulün içindeki iplik etrafı aydınlatınca bilim adamı umut içinde ; " Bu bir başlangıç,daha dayanıklı bir madde bulacağım !" dedi ve onu da başardı.
Ve o an !
4 Eylül 1882'de, New York'un bir sokağında binlerce kişi heyecanla bekleşiyordu.Dokuz binaya tam on bin ampul takılmıştı.
Kimi duyduklarına inanarak keşfi desteklereken,kimi si de "Hayal mahsulü !" diyordu.
Havada giderek karadı.Nihayet şalter indirildi.
Birden her taraf gündüz gibi aydınlandı.
Edison avazı çıktığı kadar bağırıyordu : "İŞTE ARTIK DÜNYA ELEKTİRİK IŞIĞINA KAVUŞTU...! "
Edison başarısının ve azminin sırrını soranlara,öğretmenine borçlu olduğunu belirtiyordu.
Söylentiye göre,bir delikanlı,toplantıda karşılaştığı Edison'a sormuş :
"Her zaman öğretmeninize çok şey borçlu olduğunuzu söylüyormuşsunuz,doğru mu ?"
"Evet doğru."
"Demek daha küçük yaşlarda bile,akıllı ve zeki olduğunuzu öğretmeniniz keşfetmiş,ne güzel."
Edison hafif bir tebessümle cevap vermiş :
" Aksine,benim için ; ' Bu çocuk aptal' demişti.
Delikanlı :
" O Halde öğretmeninize duyduğunuz nefret,sizi kamçıladı ve başarıya sürükledi." diye sormuş bu kez şaşkınlıkla.
Edison :
" Yanıldın genç dostum.Ben öğretmenime her zaman derin bir saygı ve sevgi duydum.Ancak başaracağıma inandığım zaman,başarıncaya kadar denemekten asla vazgeçmedim..." diye cevap vermiş.
Kaynak :
{ 3000 yıllık hayattan gerçek yaşam öyküleri }
Google Nasıl Kuruldu ?

1938 yılıydı ; Amerikalı matematikçi Edward Kasner,mesai bitiminde evine geldi.Kapıda uzun zamandır göremediği,dokuz yaşındaki yeğeni onu karşılayınca,E.Kasner'in yorgunluğu bir anda dağıldı.Oturma odasına geçtiler.Yeğenini kucağına alıp şakalaşan Edward sordu :
"Söyle bakalım,sana çok büyük bir rakam versem,onu tanımlayan bir kelime uydur desem,bana ne dersin ?"
Çocuk biraz düşündü,sol gözünü kırparak:
"Googol !" dedi.
Edward bu kelimeye bir anda ısındı ve sempatik buldu.Böylece 10 üssü 100'e Googol adını verdi.Uzun bir zaman sonra başka bir matematikçi "Bence,10 üssü 100'e goolplex demek daha mantıklı ve kulağa hoş geliyor." dedi.
yeni isim;çoğu kişi tarafından benimsenince ,artık böyle söylenmeye başlanmıştı.
Aradan seneler geçti...
Stanford Üniversitesi matematik bölümünde okuyan Sergey Brin ve Larry Page; öğrencilik yıllarında bu okulda birbirleriyle tanışıp arkadaş oldular.İki arkadaş oldukça iyi anlaşıyorlardı.Onların ortak bir noktaları da derslerden aldıkları not grafiklerinin yüksekliğiydi...
Okul arkadaşları ayrılmaz ikiliye "İki kafadar dahi" diyorlardı.
Bir gün bu iki samimi arkadaş,okula yakın bir kafeteryada oturmuş,konuşuyorlardı :
"Biliyor musun Sergey,ne düşünüyorum ? Okulu bitirince birlikte bir iş kuralım.Beraberce birçok şeyi başarırız,ne dersin ?"
"Haklısın Larry,seninle aynı fikirdeyim..."
Nihayet okul bitti.
İnternette ,o sıralar arama motorları hayli yetersizdi.Bu alan oldukça cazipti.Ama iki genç ,bir anda düş kırıklığına uğradılar,ne yazık ki onların finansı sağlayacak yeterli birikimleri yoktu.
İki zeki adam "Bize kim yardımcı olur ?" diye konuşurlarken akıllarına çok parlak bir fikir geldi.Kendileri gibi Standford mezunu 0lan Amerikalı işadamına gitmek...
Bu adam,varlıklı ve bilişim sektörünün önde gelen isimlerinden Andy Bechtolsheim'dı.
Ve soluğu ünlü işadamının şirketinde aldılar. Ama ne çare,ona ulaşamadılar.Bu durum defalarca tekrarlandı.
Bir gün iki genç umutsuzca Mr.Bechtolsheim'ı sorarlarken,arkalarından gelen bir ses, "Buyrun benim !" dedi. Sesin geldiği tarafa baktılar ; günlerdir konuşmak için aradıkları adam,şimdi karşılarında duruyordu.
İkisi birden nefes almadan konuşmaya başladılar.Aradan onbeş dakika geçti.İş adamı sordu :
"Bitti mi ?" Gençler,elleri boş döneceklerini anlayarak,üzgün bir yüz ifadesiyle :
"Evet efendim,bitti !" dediler.
Mr.Bectolsheim sözü aldı :
" Konuşmalarınız bana çok inandırıcı geldi.Şimdi size tam yüzbin dolarlık çek imzalıyorum.Haydi gerçekleştirin söylediklerinizi !"
Bu sözleri,yürekleri kıpır kıpır ederek dinleyen iki genç,çılgıncasına sevinmişti,hemen işe koyuldular.
Siteye bir isim vermeyi düşündüler.Kendileri de matematikçi oldukları için,dahi bir matematikçinin anısına ; onun bulduğu "googol" adında karar kıldılar.Daha sonra siteyi "gooleplex" diye adlandırmak onlara daha hoş geldi.
Bu şirket,internet dünyasının en çok kullandığı dördüncü site olmayı hak etmişti.
Telaffuzdaki zorluk nedeniyle "google" olarak adı değişen arama motoru günümüzde bu isimle kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap veriyor.
Site kurulalı dört seneyi geçmiş,takvim 2002 senesini gösteriyordu.
Sergey ve Larry iki gazeteciyle yaptıkları sohbette tebessüm içerisinde ve sevecen bir tavırla şöyle diyorlardı :
"İkimiz de yirmisekiz yaşındayız.işimizi severek,zevkle yapıyoruz.Ve sanırız ki başardık.
Başarı için akıllı olmak gerekir ama en önemlisi şansınızı zorlamanız lazım.Biz,tüm cesaretimizi toplayarak Mr.Andy Bechtolsheim'e gitmeseydik bugün "google" var olmayacaktı...."
"Google'a reklam vermek için yarışan dev bir kuruluş,önde gelen yetkilisini sitenin reklam bölümüne yollamış.Adam tok bir sesle kendine güvenen bir tarzda konuşuyormuş :
"Bakın,biz google"da ilk sıralarda yer almak istiyoruz.
Bunun için bol sıfırlı rakamlar ödemekten de kaçınmayız !.."
Bu siteyi günde yüz elli milyon kişinin kullandığı söyleniliyor.
Her gün,yaklaşık üç yüz milyon siteyi tarayan google'ın en büyük özelliği aranan kelimeyi 0.3 saniyede ekrana getirmesiymiş.
Kaynak:
(3000 Yıllık Hayattan Gerçek Yaşam Öyküleri )
Stephen Hawking'den İddialar...

Stephen Hawking, evrende yalnız olmadığımızı söyledi.
Ünlü matematikçi Uzaylılar'ın ilkel yaşamdan modern yaşama geçmeleri halinde nükleer silahları tahrip edebilecek güce gelebileceklerini belirtti.
Ünlü matematikçi ve astrofizikçi Dr. Stephen Hawking NASA'nın kuruluşunun 50’nci yıldönümü dolayısıyla George Washington Üniversitesi'nde yapılan panele katıldı.
Hawking, panelde dünyada milyarlarca kişinin merak ettiği ve seyircilerin sorduğu 'Evrende yalnız mıyız?' sorusuna 'hayır' cevabını verdi.
AY’DA YAŞAYACAĞIZ
Dünya dışında bilinmeyen bir yerde yaşamın var olduğunu savunan Hawking,
'Eğer Uzaylılar varsa ve eğer Dünya’ya sinyal gönderebilecek kadar zekilerse, nükleer silahlarla bizi vuracak kadar da zekilerdir' dedi.
Hawking, dünya dışı varlıkların bulunmasının muhtemel olduğunu, ancak zeka seviyelerinin insanoğlundan düşük olabileceğini söyledi. İnsanlığın geleceğinin uzayı feth etmekten geçtiğini belirten Hawking, '30 yıl içinde Ay'da insanların yaşamaya başlayacağından eminim' dedi.
Hawking 'Uzaylılar'ın DNA'ları belki de insanlar gibi değildir. Uzaylılar'la karşılaştığınızda dikkatli olun, vücudunuzun direnç gösteremeyeceği hastalıkları onlardan kapabilirsiniz' dedi.
Hawking, insan ırkının milyonlarca yıl daha yaşamını sürdürmesi halinde, daha önce hiç kimsenin gitmeye cesaret edemeyeceği yerlere gidebileceğini açıkladı.
Tarih: Nisan,2008
Atatürk'ten Anılar

Atatürk fikir danışmaya çok önem verirdi.Bu alışkanlığını hayatının her döneminde sürdürdü.Bir sohbet sırasında etrafındakiler sordu :
"Paşam,bazen fikir danıştığınız kişiler arasında öyleleri var ki,şaşırıyoruz.Kararınızı önceden verdiğiniz halde,niçin teker teker çağırtıp,bu şahısları dinliyorsunuz ? "
Atatürk bu sözler üzerine şöyle dedi :
"Bazen ummadığım kişilerden çok şeyler öğrendim.Hiçbir düşünceyi hor görmemek lazım.Herkesi dinlemek gerekir.Çünkü senin anlatacakların olduğu gibi,onların da söyleyecekleri ve senin de öğreneceğin çok şey var..."
*******
30 Ağustos 1922 günü Mustafa Kemal Atatürk,başkumandan olarak cephede dolaşırken,binlerce insan ve hayvan ölüsü karşısında duygulanarak konuşur :
" Bu feci görüntü tüm insanlığı utandırabilir.Ancak bu, haklı bir vatan savunmasının doğal sonucudur..."
O sırada yerde bir Yunan bayrağı görüp onun kaldırılmasını isteyen Atatürk :
"Bayrak, bir milletin bağımsızlık işaretidir.Düşmanın dahi olsa saygı göstermek gerekir. " der.
Ulubatlı Hasan...
Ulubatlı Hasan, İstanbul'un fethi sırasında surların üzerine çıkan ilk Türk askeridir.
29 Mayıs 1453 günü sabaha karşı Bizans surlarına yönelen Türk topları ard arda patlıyor, her patlayış koca duvarlarda gedikler açarken "Allah Allah" sesleri yer- ğöğü inletiyordu. 21 yaşındaki genç Padişah "Ya Bizans beni alır ya ben Bizans'ı" demişti ve artık bu köhne imparatorluk yıkılmalıydı.
Bu arada Türk askerlerinin kalbi bir başka ulvi heyecanla çarpıyordu: Surlara bir an önce çıkıp bayrağı dalgalandırmak! Derken, Eğrikapı yönündeki surların üstünde bir sancak dalgalanıyor... Bu; üç hilalli, kelime-i tevhidli Türk sancağı! Ve, yağmur gibi yağan oklara rağmen elindeki sancağı yere düşürmeyen o yiğit insan, Ulubatlı Hasan!..
Burçlara dikilen sancak Türk askerini gayrete getirirken Bizanslılar neye uğradıklarını şaşırıyorlardı. Son bir gayretle, sanki bütün oklarını Ulubatlı Hasan'a doğru yönelttiler. Oklar yetmedi, mancınıklarla taşlar fırlattılar... O Yiğit insan, Ulubatlı Hasan aldığı yaralarla üstüne yığılıp kaldı. Gözleri az önce diktiği sancağa kilitlenmiş gibiydi. O'nun dalgalanışını tebessümle seyretti ve oracıkta şehid oldu.
Artık o burçlarda dalgalanan bir sancak olmuştu ve sonsuza kadar kutlu fethin sembolü olarak anılacaktı....
Kaynak: Hikayearşivi
Fatih Sultan Mehmet...

Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı...
Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi.
Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed'in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi.
Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça'ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı. Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul'a getirtirdi.
Nitekim Astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederek kendi resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü.
Fatih Sultan Mehmed 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi....
Orta Çağ'ı kapatıp, Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed, Nikris hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve Fatih Camii'nin yanındaki Fatih Türbesi'ne defnedildi. ..
İstanbul'un Fethi....
11 asır boyunca pek çok sefer düzenlendi İstanbul üstüne. Ama kimse onun araları kırmızı tuğlalı taş duvarlarını aşamadı. Sonunda ‘feth-i mübîn’, 21 yaşında bir Osmanoğluna nasip oldu. “Ya ben Bizans’ı alırım ya Bizans beni.” diyen Fatih Sultan Mehmed, kendi icadı toplarla sadece İstanbul surlarında değil, idarecileri o tarihe kadar yıkılamaz sanılan yüksek duvarlı şatoların arkasına gizlenmiş Ortaçağ’ın; karanlık bedeninde de gedikler açıyordu.
Hazreti Peygamber’in (sas) “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdâr ne güzel hükümdâr ve onun askerleri ne güzel askerlerdir.” müjdesinden etkilenen Müslümanlar da Hz. Osman (ra) devrinden itibaren şehri çeşitli kereler muhasara ettiler.
Fakat bu müjde 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmed’e nasip oldu. Efsane haline gelen surların aşılması için o döneme kadar görülmemiş teknikler ve silahlar kullanılmıştı.
Bu, yeni bir çağın başlangıcı demekti....(alıntı)
Atatatürk "Önemli olan milletim..."
Ertesi gün kompartımanın kapısını çalar yaveri.
Açar,yorgun bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk.
Yaveri:
"Paşam bu ne hal? hiç uyumadınız herhalde.. Niye böylesiniz" der.
"Ya çocuk.. Kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz.
Kolumu yastık yaptım,ağrıdı, setremi yastık yaptım, üşüdüm.Bende uyumadım kalktım" der Atatürk.
Yaveri:
"Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik" der.
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan'ın verdiği tarihi cevap....
Der ki...:
"Geç farkettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil, milletimin rahat uyuması".
20 Ocak 2009 Salı
Barrack Obama Dönemi Başladı...

Bugün 20 Ocak 2009...Öyle veya böyle hepimiz tarihe tanıklık ediyoruz...
İlginçtir ki Barack Obama köleler tarafından inşaa edilen Beyaz Saray'a,
ABD'nin ilk siyahi başkanı ünvanıyla bugün göreve gelerek tarihe geçti...
Evvela dünyanın büyük bir kesimi "Bush'dan kurtulduk sonunda" diye seviniyorlar,"En kara 8 yıl" olarak hafızalara kazınan bu dönem,tarih sayfalarınada aynı başlıkta geçeceğinden kimsenin şüphesi yok...
Ve bugün dünyanın umudu,zencilerin hasreti,özgürlüklerin ışığı olarak bakılan Barack Obama yepyeni bir sayfayla yemin törenini yaptı...
Deyim yerindeyse Bush'un elinden hem Ekonomi,hem de Uluslararası politika açısından son 8 yılın 'enkazını' devr aldı...
Ne yapar,nasıl götürür onu zaman gösterecek..
Orta adının Hussein,renginin zenci olması büyük kitleye her ne kadar umut verse de,
dereyi görmeden paçayı sıvamamak lazım...
Yemin töreninde ilginç konuşmalar'dan bazı satırların umut verici olduğu söylenebilir,mesela diyor ki Barack Obama :
ÖZGÜRLÜK KAVRAMINA SIĞINALIM
"60 yıl önce benim gibiler restoranlara giremiyordu bu gün bu çağın bittiğinin göstergesidir. Kim olduğumuzu hatırlayalım. Gelecekte sadece erdem ve umut varlığını sürdürecek. Amerika... Özgürlük kavramına sığınalım."
UMUDU KORKUYA YEĞLEDİK
"Bugün burada toplandık, çünkü umudu korkuya yeğledik. Artık sahte sözlerin eskimiş doğmaların yerine umudu tercih etmek için buradayız. Artık çocukça şeyleri bir kenara bırakmanın zamanı gelmiştir...."
MÜSLÜMAN VURGUSU"Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler, ve ateistler daha fazla birlikte olmalıyız. Ortak insanı değerleri en üst düzeye çıkaracağız. Bu da Amerika'nın, barış ve istikarın göstergesi olacaktır...Farklılıkları kucaklayacağız...Müslüman dünyasına sesleniyorum, karşılıklı çıkarlarımız var. Yumruğunuzu açın elinizi sıkacağız. Biz yeni bir çağ başlatmaya kararlıyız." DÜNYA DEĞİŞTİ BİZ DE DEĞİŞMELİYİZ
"Eski politikalar artık işe yaramayacak. Dünya değişti onunla birlikte biz de değişmeliyiz...Fakir ülkelerin vatandaşları sizlerle birlikte çalışacağız tarlalarınızı ekeceğiz. Dünya değişiyor biz de değişeceğiz. Bizlerin şansını her ülkeye götüreceğiz. Karakterimizi oluşturan sorumluluğu üstleniyoruz..." ********
Dipnot : Felaket denebilecek Bush döneminin 8 yılı ardından, Barack Obama'nın bu sözleri mutlu yarınlar için umut ve ışık verecek nitelikte... Ama dediğim gibi,bekleyip göreceğiz henüz bişeyler yazıp çizmek için vakit erken...Boş vaadlerden ağzımız yandığı için,üflüyoruz... Hem ülkem hem de dünya için hayırlısı olsun...
Yazan : hakan can
19 Ocak 2009 Pazartesi
Alparslan 1071 Malazgirt
"Sultanım,esefle bildiririm ki,Bizans İmparatoru Romano Diogenes,emrindeki 30.000 kişilik ordusuyla bize doğru yaklaşıyor !" demiş.
Alparslan,önemsemez bir tavırla :
"İyi ya,demek biz de onlara yaklaşıyoruz !" demiş...
Güven veren pozitif yanını etrafına yansıtmayı bilen sultan,
26 Ağustos 1071 akşamı tarihe "Malazgirt Savaşı" olarak geçen zaferi kazandı.
Böylece Anadolu'nun kapıları Türklere ardına kadar açılmış oldu.
Esir düşen Bizans İmparatorunu,türlü nimetlerle donatılmış sofrasına davet eden Alparslan'ın bu samimi tavırlarına şaşıran Diogenes:
"Bana çok değerli bir misafirmişim gibi davranıyorsunuz.Oysa ben esir düştüm.Savaşı siz kazandınız." deyince sultan tevazu içerisinde:
"Savaş bitti ! Şimdi bizim misafirimizsiniz. Biz zafer kazanmayı sevdiğimiz gibi misafirlerimizi de sevmeyi biliriz !" demiş....
*****
"Cihan Sultanı" , "Fetihler babası" , "Sultan-ı adil" lakaplarıyla anılan Alparslan,
kimbilir kaç asır daha anılmaya devam edecek ve tarih şuuruna sahip olanlar,
ecdadı ile övünecek...
Ne demişler : " Övgüyü hak etmek istiyorsanız övülecek işler yapın ."
Kaynak:
3000 Yıllık Hayattan Gerçek Yaşam Öyküleri
