Image and video hosting by TinyPic
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2010 Salı

BUGÜN DOĞUM GÜNÜM...

Doğum günümü en son ne zaman pasta hediye mum eşliğinde kutladığımı hatırlamıyorum bile,zannedersem 80'lerde falan böyle bir cümbüş yaşamıştım...


Doğum günümde kimsesiz,parasız pulsuz insanları hatırlar "Onlar köşede dururken senin neyine mum üflemek be adam..." diye geçiririm içimden...

Yok yok sevmiyem ben pasta yiyip mum üflemeyi,kutlayan kutlar ama beni açmıyor işte...:)

Fakat bugün uyandığımda oğlumun beni öperek "Baba iyi ki doğdun..." demesi ve Facebook'a girdiğimde "Ulan harbiden iyiki doğmuşum be..." dedirtecek kadar eşin dostun uzun doğum günü tebrik mesajlarıyla karşılaştım,evet hatırlanmak gerçekten güzel,yani bahsetmeye çalıştığım hediyeler pastalar masalar maddiyat değil,dünyanın hiç bir mücevheriyle kıyaslanmayan samimi ve içten gelen duygular...

Evet,duygulandım,Allah razı olsun...

Veren hediyesini zaten tabiat kanunlarıyla o en cömert haliyle vermiş insanoğluna,geriye bir tek insanın birbiriyle can cana,yan yana kaynaşması kalmış....

Bugün doğum günüm ve insanoğlundan hepimiz adına küçük bir hediye talebim var :

"Köşede duran garibanın da sevinebileceği çıkarsız,kinsiz,kansız çocuklarımıza bırakacağımız namertsiz bir dünya...."



Yazan: hakan can

30 Aralık 2009 Çarşamba

2010'UN MUTLULUKLAR GETİRMESİ DİLEĞİYLE


Acılarla,sevinçlerle koca bir yılı geride bıraktık...


Hani yeni yıl mesajlarında meşhur bir söylem vardır aynen (ş)öyle "
Bembeyaz yağan kar, ne yaşanmışsa yaşansın örter geçmişin hatalarını..." Geçmişin hatalarına takılmayıp,yaşanan bütün güzellikleri sırtlayarak 2010'lara taşımamız dileğiyle...


Herzaman beterin beteri olduğunu unutmayın,aşağıdaki yeni yıl kutlamasını da alabilirdik...


"Görüyorum. Bu yıl yaşamında büyük değişiklikler olacak. Bol bol gezecek, okuyacak, film izleyecek, kendine vakit ayıracaksın. Not: Gönderen patronun, kovuldun.
..!" :))



Aşk,sevgi,sağlık ve umut dolu nice yıllara....


Yazan: hakan can

27 Kasım 2009 Cuma

Sabrın Sonu Selamettir....


Hepinize güzel bir bayram gününden merhabalar....


Yazmayalı yine uzun bir zaman oldu,gözden ırak,gönülden ırak misali inşallah unutulmamışımdır...:))

Yazmamamın sebebine gelince,vallahi vakit bulamıyorum, internette bir proje üzerinde amatörce çalışmalar yapmaktayım...

Şimdilik bende kalsın ama işleri bir yoluna sokayım,sizlere bu basit projeden bahsedeceğim...

Zannedersem daha bir müddet böyle aralıklı yazmaya devam ederim,küsmeyin,kızmayın,unutmayın....


Bu bayramın sizlere ve ailenize mutluluk ve neşe getirmesini diliyorum...

Esen kalın değerli dostlarım...


Yazan: hakan can

1 Kasım 2009 Pazar

DOMUZ GRİBİNİN ARKASINDA DEV EKONOMİK BİR ÇIKAR VAR MI ?

Domuz Gribi Aşısı olacak mısınız ?

Bir anda dünyanın gündemine oturuyorlar sonra sesleri sedaları çıkmıyor..

Ne garip değil mi ?


Küresel sallanmayı "Kuş gribi" ve "Deli dana" ile yapmıştık,bu iki dev salgın ve öldürücü hastalıktan ne iç medyada ne de dış medyada şu an tek satır yok,bu hastalıklar aniden yok olduysa birileri bunu çıkıp bize söylesin,onuda yapan yok.

Hatırlarsanız yıllar önce gazeteler Kuş gribi hakkında sabah akşam sür manşet basbas bağırarak ramba zamba yaptılar.

Dr. Carlos Alberto Morales Paitán'ın şu çarpıcı ifadelerine
bir bakar mısınız :
"Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi ? Çünkü bu tavukların arkasında bir "horoz" vardı, büyük ibikli bir horoz; Uluslararası Roche ilaç grubu.... Bu şirket Asya ülkelerine milyonlarca doz Tamiflu sattı, Ingiltere 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche, milyarlarca dolar kar etti...Kuzey Amerikan Gilead Sciences şirketi Tamiflu ilacının patent sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa Donald Rumsfeld! George Bush dönemi savunma bakanı, Irak savaşının stratejisti..." Yazının tamamını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Onlinestar sitesindeki "Domuz Gribinin Küresel Maliyeti İnanılmaz Olacak" alıntısına bir göz atmanızı tavsiye ederim,orada trilyonlarca Dolar'lardan bahsediliyor !

Şimdi de Domuz gribiyle aynı şiddetle sallanıyoruz...

Sıkı durun önümüzde bir de "At gribi " senaryosu servise sunulmak için bizleri bekliyor...


Benim şahsi görüşüm,insanoğlu yine küresel çıkar amaçlı bir balonla karşı karşıya,bir zaman sonra kuş gribinde olduğu gibi,domuz gribi hakkında da tek satır göremiyeceğiz,onun yerini at ve sinek,kedi ve köpek gripleri alacak,değişmeyen tek şey insanların yüreğindeki korku,endişe,panik ve ceplerdeki boşalan para olacaktır.

Yan etkileri dahi tam bilinmeyen,uzmanların ortak noktada buluşamadığı,sağının solunun belli olmadığı bu aşıyı ben vurdurmuyorum...


Bu yazımdan "Vurdumduymaz olun,saldım çayıra Mevlam kayıra" mantığı çıkmasın,herkes yinede tedbirini alacak isteyen aşısını vurduracak,istemeyen en yakın dostuyla tokalaşmayacak,ağız maskesiyle dolaşacak falan,bu herkesin kendi bileceği mesele.


Allah herkese sağlık sıhhat versin dostlarım....



Yazan: hakan can

22 Eylül 2009 Salı

STİL DİREKTÖRÜNE ŞÜKRANLARIMI SUNARIM,HAK ETMİŞİM KAZANMIŞIM...

Bir kaç hafta önce değerli kardeşim Stil Direktörü (Eda) bir yarışma düzenlemişti,aşağıdaki resmin ne olduğunu kim biliyor,bilen ilk üç kişiye hediye yollayacağını yazmış...

Tabii benden kaçmaz,işin ucunda hediye var...:)) Hemen daldım Bloğa ve resme baktım baktım,inanmıyorum tesadüftür resimde olan şeyin aynısını bu yarışmadan bir hafta önce bende Hamburg'da görmüştüm yapmıştım...Hahaaa,hemen cevabı yazdım...:))


Ve yarışmaya katılan 124 kişinin içinde ilk üçe girmeyi başardım,hatta bilenlerin birincisi olmuşum...
Bu nedir? İşte Stil Direktörünün cevabı:
"San Francisco'da 1 cent makinaları var, genellikle hurdaya çıkmış 1 centleri koyuyorlar, makinaya atıyorsunuz, istediğin şekli seçiyorsunuz size pressleyerek geri veriyor. Yurtdışında hediyelik eşyalar satan mağazalarda yada yol kenarlarında görmeniz mümkün bu makinaları. Birçok ülkede de var bu uygulama, bir nevi hatıra parası da diyebiliriz. 3cm eni, 2cm boyu olan, bu paralara elongated coins deniyor."


Birkaç gün sonra yarışma sonucu
açıklandı ve yandaki gurur verici tabloyla Stil Direktörünün Bloğunda yer aldık...


Şimdi geriye bir tek hediyemin gelmesini beklemek kalmıştı,o da nihayetinde dün elime geçti...

Pembe desenli parlak bir hediye paketine sarılmış ve içine hoş bir mesaj bırakılmış aşağıda gördüğünüz güzel bir sweatshirt bu yarışmanın sonucu olmuştu...

Beyaz çizgili,siyah sweatshirt isabetli bir karar,siyahı severim,giydim tam oturdu,güzel durdu üzerimde....

Eee niye fotoğraf çekip koymadın,dediğinizi duyar gibiyim,haklısınız..

Niyetlendim sweatshirt'ü giyip dışarı çıktık bir iki resim çektirmek için,içerde tıkır tıkır çalışan makina dışarda bozuldu....
Yenisini alınca daha sonra inşallah yayınlar koyarım buraya....





Eda kardeşime burdan bu güzel hediyesi için teşekkürlerimi gönderiyorum...

Daha nice yarışmalara....

Hak eden kazansın...:))








Yazan: hakan can

19 Eylül 2009 Cumartesi

TRAFİKTE DİKKATLİ OLUN...NİCE BAYRAMLARA...

Tatile çıkacaklar var haftasonu evde bilgisayarın başında olamıyacaklar var,o yüzden ben de şimdiden bütün değerli dostlarımın Bayramını kutlarım...

Geçen gün bizim kuzen İlker Facebook'da genele şöyle bir mesaj yazmıştı :

Önümüz bayram,trafikte dikkatli olun lütfen,
daha mesajlaşacak çok günlerimiz var...

Aynı mesajı bende sizlere yolluyorum :

Yarın bayram trafikte dikkatli olun,
daha yazışacak ve yorumlaşacak çok günlerimiz var....:))



Yazan: hakan can

17 Eylül 2009 Perşembe

CEM GARİPOĞLU SONUNDA TESLİM OLDU !

Ramazandan dolayı olsa gerek son günlerde bayağı bir geç yatıyorum,
şu an saat sabahın 4.30'u.


İnternette dolaşırken bir patlama flaş haberle karşılaştım "CEM GARİPOĞLU TESLİM OLDU !" Ortalık yıkılıyor haber siteleri çökme noktasına gelmiş...


Demek ki bu saatte ayakta olan bir tek ben değilim...


Yazılıp çizilenlere,televizyondaki yayınlara bakılırsa Türkiye nefesini kesmiş bu haberi aylardır bekliyordu...

Saçı sakalı birbirine giren Cem'in ilk sözleri şöyle :
"Ağabey, babamın cezaevinde olması beni çok üzdü bu cinayetle ilgili olarak bilmediğiniz çok şey var. Ailemin cinayetle hiçbir ilgisi yok. Ben size her şeyi anlatacağım"

Babasından dolayı vicdan azabı çektiğini söylerken acaba Münneverin anne ve babasının da çektiği acı ve ızdırapları düşünüyor muydu,merak ediyorum...


Bugün siz manşetleri,haberleri görün,yer yerinden oynayacak,gün Emniyet Genel Müdürlüğü-Cem Garipoğlu ve Süreyya Karabulut üçgeni arasında geçecek...


Sonuçta bu haber beni de heyecanlandırdı,bu çocuğun yakalanmasına
sevindim,
insan cani olurda bu kadar mı olur kardeşim,testereyle işin ne senin ?
!


Allah hiçbir ana-babaya evlat acısı göstermesin helede Münevverin
akibeti gibi olanını hiç göstermesin....


Yazan: hakan can

15 Eylül 2009 Salı

KADİR GECENİZ.....


Allah'ın lütfu ve rahmeti aynı zamanda 1000 aydan daha hayırlı olan bu
eşsiz gün,
iman eden herkes için kutlu ve mutlu olsun...

Avucunuza melekler gül koysun...

Nice bin aylara inşallah...



Yazan: hakan can

12 Eylül 2009 Cumartesi

BLOG YAZDI HAYATI DEĞİŞTİ !

Blogcu diyip geçmiyeceksin,ben hep derim Blogculuk Milenyuma öyle veya böyle bir şekilde damgasını vuracak.İşte bugün internet haberlerini dolaşırken rastladığım bir haberin ayrıntıları....:)



Nil Ertürk kendi halinde bir blog yazarıydı. Şimdi ise Reebok’ın Türkiye yüzü... Blogunda yayınladığı bir fotoğrafla markanın açtığı yarışmaya katılan ve birinci seçilen Nil’e bu kış Reebok vitrinlerinde sık sık rastlayacağız.

BERRİN HABERVEREN

bhaberveren@stargazete.com

Bundan birkaç ay önce Reebok stil sahibi, kendine güvenen genç kızları Fly Girl olmaya çağırdı. Seçilen genç kız kendi ülkesinde markanın yeni koleksiyonu Fly Generation’ın yüzü olacaktı. Türkiye’den bu çağrıya cevap veren isimlerden biri de 21 yaşındaki Nil Ertürk’tü. Yapılan elemeler sonunda Türkiye’nin Fly Girl’ü seçildi. Bu kış Reebok vitrinlerinde onun fotoğraflarını bol bol göreceğiz.

Moda bloglarını okumayı sevenlerin yabancısı olmadığı bir isim aslında Nil Ertürk. Çünkü geçen yıl aralık ayında açtığı blogu her gün yaklaşık 2 bin kişiye ulaşıyor.

Kendi stilini ve ruh halini yansıttığı yazıların yanı sıra moda dünyasından haberlere de yer veren Ertürk, blog yazmaya başlayışını şöyle anlatıyor: “Annem başta olmak üzere ailedeki bütün kadınlar modayla ilgilidir. Onların arasında büyüyünce ister istemez benim gibi oluyorsunuz. Annem beni hep cicili bicili giydirirdi, çok özenirdi. Yıllar geçtikçe onun gardırobuna dadana dadana bir şekilde farklı giyinmeye başladım. Aslında modayı bir meslek olarak düşünmemiştim ama sonra ‘Neden olmasın’ dedim. İnsanların neler yaptığını araştırırken bir blog açmaya karar verdim.”

VOGUE’DA ÇALIŞMAK İSTİYOR

Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nden bu yıl mezun olan Ertürk, iki aydır bir moda dergisinde moda asistanlığı yapıyor. İleride stylist olmak, Vogue gibi bir dergide çalışmak istediğini anlatan genç kız “Aslında bu işin içine girmek de okul gibi, kendini geliştiriyorsun. Ama yurtdışında bu konuda eğitim almayı çok isterdim. Eğitimler çok pahalı, ileride burs bulursam mutlaka eğitim alırım” diyor.

“Stilim, stilimin olmaması” diyen Ertürk bunu da şöyle açıklıyor: “Farklı şeyleri karıştırmayı ve o günkü ruh halime göre giyinmeyi seviyorum. O gün canım pembe giymek istiyorsa öyle yapıyorum. Ertesi gün farklı bir tarza bürünebiliyorum. Her gün aynı giyinmekten de insanların üzerinde aynı şeyi görmekten de sıkılıyorum. Çünkü kıyafetler kendimi ifade etme biçimim. Yani nasıl giyiniyorsam kendimi öyle hissediyorum, giyimimle karşımdakine bir şeyler söylüyorum. Marka takıntım yok ama genelde Zara, Mango, Top Shop gibi markalardan giyiniyorum.”

Nil modayı çoğunlukla internetten takip ediyor. Style.com’un yanı sıra farklı bloglardan sokak modasını incelediğini anlatan Ertürk “Çünkü moda asıl sokakta can buluyor” diyor. Alexander Wang , Karl Lagerfeld ve Marc Jacobs tasarımlarına hayranı olan genç kızın beğendiği Türk modacılar ise Simay Bülbül, Hakan Yıldırım, Hatice Gökçe ve Elif Cığızoğlu...

İnsanlar size bakacak diye huzursuz olmayın

Nil Ertürk, kendisi gibi modaya ilgi duyan yaşıtlarına ise şu önerilerde bulunuyor: “Modayla ilgili birçok şey yaptıkça içinize siner, her şey bir anda olmaz. Örneğin dantelli bir şeyler giymek istiyorsunuz ama insanlar size bakacak diye çekiniyorsunuz. Şöyle düşünün; sokakta yürürken de herkes birbirine bakıyor, bundan kaçamazsınız. Ben de kırmızı ruj sürmeye başladığımda çok dikkat çekiyordum, hatta huzursuz oluyordum. Ama zamanla alıştım. Giyim konusunda kendi kendinizi özgürleştirmelisiniz.”

12 Eylül 2009 (Stargazete.com)

9 Eylül 2009 Çarşamba

TÜRKİYE CAN PAZARINDA !

Az önce Anahaberleri dehşetle izledim....

Bu sel 2010'un Türkiyesine ve dünyanın gözbebeği İstanbul'a hiç yakışmadı...


Türkiye'nin kalbi yaralandı bu can pazarında...

Çoluğuyla çocuğuyla otobüslerde hıçkıran annelere,gözler önünde canını sulara kaptırıp yok olup giden hayatlara tanık olduk...

Kaybedilen 31 canın bedeli mutlaka olmalı !
Kanalizasyon açılımlarına karşı ne gibi önlemler alınıyor bu mega kentte ?!

Hani sonuçta Avrupa Başkenti 2010 İstanbul'dan bahsediyoruz ...


Afettir deyip geçemezsiniz, eteğini,evini,canını sellere kaptıran bu halk bir kaç gün öncesinden ciddi bir şekilde uyarılmalıydılar değil mi...?!

En azından onca insan sabah kalkıp da kıyamete doğru dışarı adımını atmazdı....
Servis otobüsünde ekmek kapsı uğruna yedi kadın canını çamurların ve azgın suların arasında teslim etmezdi....

Dere yatakların bulunduğu bölgelere
ev veya iş yerleri kurulmasında kabahat babamın mı ...?!


Bir de bu can pazarının ortasında yağmalamalar boy gösterdi,

adamlar diyor ki : "Abi mal ziyan mı olsun,alıp bari biz kullanalım." Kendilerince haklı bir gerekçe olabilir bu ama can verilmiş bir meydanda etrafta senin yardımına ihtiyacı olan onbinlerce insan varken sen orda porselan tabağı derdine düşüyorsan tükireyim ben böyle gerekçenin içine !


Bu tarihi günden dersler çıkartmak umuduyla,


Allah bizlere bu acıları bir daha yaşatmasın.....



Yazan:hakan can

31 Ağustos 2009 Pazartesi

İÇİMDEKİ ERKEKLER yada BEN'LER


"İçimdeki kadınlar,yada ben'ler" adlı mimin erkek versiyonunu merak eden arkadaşım Mehtap (BİR DAMLA SU) bu konuyu bana teslim etmiş,ricasına icabet edicem şimdi...:)

İçimdeki erkekler bakalım ne diyormuş :

- Her ne kadar yazılarımda şen şaklak,samimi ve coşkulu bir profil çizsemde,benimde kendi çapımda sadeliklerim ve sessizliği seven bir tarafım var...
Anlıycağınız olay hep "Şinanayda yavrum hopa şinanay" değil...:)


-Hakan can, içi dışı insan sevgisiyle dolup taşan ve bütün yolların sonuçta insanın gönlüne çıktığını keşfetmiştir.Hayatının keşfidir bu...:)

-Yazdığım yazıları sokakta kelimelere dökmek bazen bana çok ağır geliyor,kilitleniyorum,afallıyorum,aptallaşıyorum...

-Hakan can,nefret kelimesinden nefret eden birisi ama nefret edilmesi gereken yerde de nefret etmesini bilen birisi..

-Yine bu Hakan can denen kişi Mehtap gibi sağlam sır tutar,bünyesinde mezara gidecek olan sırların haddi hesabı yok çünkü güvenin ve dostluğun ne demek olduğunu az çok biliyor...

-En ufak bişeyi içine dert edebilecek kadar hassas ve taş olsa ortasından çatlar hüngür hüngür ağlar denilecek yerlerde inanılmaz soğukkanlı olabiliyorum...(Bu huyuma kıl oluyorum işte !)

-Entellektuel,sosyete ve havalarından geçilmeyen burunları bir karış havada olan insanların yerine,garibanla,fakir fukarayla ve mütevazi kişiliklerle mutlu olan bir yapısı var bu Can'ın...


Yani vs.vs...Bir erkek olarak benden bu kadar...


Şimdi bende "İçimdeki Ekek" mevzusunu Yorgunsavaşçının Günlüğü Mit'e yolluyorum...

Hadi bakıym dostum,göster kendini,içindeki erkeği görelim...:)


Yazan: hakan can

27 Ağustos 2009 Perşembe

RAMAZAN SOHBETİ...

Ramazan geldi henüz bişeyler yazma fırsatı bulamadım...

2007'de Ramazan'da İstanbul'daydım Sultanahmet meydanı,Eyupsultan,Mısır Çarşısı,Kapalı Çarşı,Topkapı Sarayı tek kelimeyle Ramazanı tadında yaşadım,insanımızı,memleketimizin havasını suyunu sineye çekmenin keyfini çıkardım...

Ama gelin görün ki,yurt dışında Ramzanlar biraz buruk ve boynu bükük geçer...

Ne iftarda bir top atma,ne bir ezan sesi...
Ne de bir Ramazan pidesi...
Öylece garip ve sessiz sedasız eser geçer bizim buralardan...
Oruç tuttuğunu bir sen,bir de Allah bilir...


Herneyse Allah'a hamd olsun ki bu rahmet ve bereket ayının öyle veya böyle
bir şekilde farkındayız..


Ülkem adına bu Ramazan'da temennim,cami avlularında yoksulları kuyruğa dizip kameralar önünde onlara şov amaçlı birer kilo makarna dağıtarak
"Merhamet Şampiyonluğu" yapanların bir an evvel akıllarını başlarına almalarıdır....



Adam kalkıyor yardım yapıyor,ardından ulu orta çıkıp :
"Ben şöyle şöle yardım yaptım,Tanrı beni sevsin..." diye cartlıyor...

Hahaaa...Adama demezler mi, Sen madem zenginsin o zaman versene farz olan zekatını da bu yoksul halk orda burda makarna dilenmek zorunda kalmasın ?!

Sağ elinin verdiğini sol elin görmiycekti,peki sen şimdi ne diye Milli Mücadeleyi tek başına kazanmış edalarıyla bağıra çağıra yaptığın yardımın Nutuklarını atıyorsun...?!



Bu yazı,sohbetten çok sitem oldu galiba,neyse olsun...:))

Herkese buralardan hayırlı ve huzur dolu Ramzanlar dilerim...


Yazan:hakan-can

24 Ağustos 2009 Pazartesi

"KREATİV BLOGGER" ÖDÜLÜMÜZ HAYIRLI OLSUN....



Hakan-can.blogspot.com'u 'Kreativ Blogger' ödülüne layık gören değerli hocam Mgurdal , Ferzan Abla , Engelsiz Dünyam ve Sineminmutfağı'na şükranlarımı iletiyorum...

Geçenlerde yine bu ödülü alan bir arkadaşım (İçimden Geldiği Gibi ) şöyle bir başlık kullanmış "ASLINDA BU ÖDÜL HEPİMİZİN ".

Kreativ'in anlamı yaratıcılık demektir ve Bloğu sadece Copy Pasteden oluşmayan her Blogcu bir şeyler yaratmanın sonucu kalemini sallayıp Bloğuna yazılar yazıyor...
Yani kreativlik yapıyor,yani bu ödülü hak ediyor...

İçimden Geldiği Gibi tebrik eder ve bu arkadaşımın elini sıkarım,aynen katılıyorum,
Bu Ödül Hepimizin...


Kurallar gereği 7 tane arkadaşımıza bu ödülü dağıtmam lazımmış,şimdi bu ödülü alanlar zaten almışlar onları kutlayıp bir kenara koyarak yedi arkadaşımı seçiyorum :P


- Sel
- Girl in a Box
- Fikrin Ne?
- KitapHane7/24
- Kumsal
- Benden esintiler
- Yorgun Savaşçı'nın Günlüğü
- Morkedi
- yosun'daninciler

Hadi hayırlı uğurlu olsun dostlar,bu sene de 'Kreativ Blogger' ödülü size gitti...
Bu ödülü evinizin en nadide ve güzide yerine yerleştirin...:P



Yazan: hakan can

23 Ağustos 2009 Pazar

TATİL BİTTİ,YENİDEN ARANIZDAYIM...

Merhaba değerli arkadaşlarım ...
Beş günlük tatilimizden döndük...

Tatilimiz nasıl geçti diye sorarsanız,kiraladığımız tatil evinin yatak odasından aniden çıkan koca bir el büyüklüğünde iri yarı örümceğin(!) dışında gayet güzel geçti diyebilirim....

HAMBURG,Almanya'nın kuzeyinde gezdiğimiz üç-beşyük şehirin içinde,limanıyla,dev gemileriyle,senede sadece üç defa yapılan 'Hamburger Dom' adını verdikleri büyük panayırıyla,St.Pauli'siyle,Reeperbahn'ıyla gerçekten harika ve görülmeye değer bir yer...Almanya'nın en büyük ikinci şehri olan bu metropol canlılığıyla Türkiye'yi andırıyordu,o yüzden kanım ısınıverdi...


Bir de Blog arkadaşım Ebru'ya
(Kitap-dükkanı) verdiğim bir söz vardı, Bremen'de Irmağın etrafında koşmamı ve Bremen Mızıkacılarının heykeli altında mola verip,kendime bir dondurma ısmarlamamı istemişti...


İtiraf ediyorum o Weser denen Irmağın etrafında koşmadım çünkü sabah saat 10.00'da evden çıkıp gece saat 12'lere kadar yollardaydık,yani ne kadar yürüdüğümü sen hesap et,bir de bu Irmağın etrafında koşsaydım orta yerimden çatlardım herhalde...
Ama birçok heykelin altında durup mola verdim ve Ebru'nun adına dondurmamı da yedim....Tşk.:P

Bir gün kalktık Hollanda sınırına yakın olan bir tatil merkezine doğru yola çıktık öğlen 40 derece süper bir sıcak vardı,aradan üç-beş saat sonra biz eve girdik,bir gök gürültüsü başladı,bir şimşek çakmalar aman Allahım ne heybetlisin sen öyle,ağaçları kökünden söküp atan rüzgarlar çakan yıldırımlar...

Son 5 gün içinde arabayla yaklaşık 3 000 km'lik bir yol katetmişim ,
bu benim rekorum oldu...
Özellikle dün eve döndüğümüzde çok zorlandım...

Hamburg'dan ikindi saat 5 civarlarında yola çıktık,yollar bayağı bir kalbalıktı artı bir de yolda inşaatlar,kazılar falan derken 7 saatlik yolu 10 saatte geldik (Yorgunluk,halsizlik,uykusuzluk derken son bir saat maymun gibi oldum,ağzımda sigara elimde Red Bull),sabahın 3'üne doğru evdeydik...


Şükür kazasız belasız yeniden buralardayız,hepinize sevgi, selamlar ve
hayırlı Ramazanlar...



Yazan: hakan can

16 Ağustos 2009 Pazar

GÖRÜŞÜRÜZ....



Merhaba değerli dostlarım...


Yarın sabah bir haftalık uzun bir yolculuğa çıkıyoruz...
İstikamet Bremen-Hamburg tarafları...

Uzun yolculuk derken yaklaşık 700-800 km'lik bir mesafe yani...

Arabanın tekerlerine hava bastım bugün,yağını falan değiştirdim,
valizler hazır herşey tamam...


Yandaki gibi bir aksilik çıkmazsa,geriye birtek uyuduktan sonra,
koltuğa oturup gaza basmak kalıyor...:))



Döndüğümde yeniden bu sayfalarda buluşmak ümidiyle...

Sağlıcakla kalın,esen kalın....




Yazan : hakan-can

9 Ağustos 2009 Pazar

KİŞİSEL SORULAR /MİM

Neden Blog yazarsınız ?

-Bundan yaklaşık yarım sene evvel gözüme ilişti,baktım ki ortada bir Blog çılgınlığı var,'Bensiz olmamalı...!' dedim,atladım içine ve yazıyorum,kişiliğimin yanısıra özellikle gündemin manyaklıklarına içimi döküp rahatlamak için yarattım bu Bloğu...

Son zamanlarda hiç vakit ayıramadığınız bir uğraş ?

-Şu internet denen makineyi alalı fazla bir zaman olmadı,Bilgisayarım yokken muazzam bir şekilde kitap okurdum,okuduklarımı not alırdım,yazılar yazardım falan filan...

İşte bunlara eskisi kadar vakit ayıramıyorum,bunun içten içe beni kahreden bir hadise olduğunu düşündüğüm anlarda,İnternet'inde aslında bir nevi kocaman kütüphane olduğunu ve benim burdada şu an yaptığım gibi yazılar yazdığımı düşünerek ferahlıyorum...
Tam kendime "Yuhhh...!" çekmeye hazırlanırken "Ohhhh be...." çekiyorum...:P


Şu an için imkanınız olsa gerçekleştireceğiniz hayaliniz...?

-Dürüst olmak gerekirse parasız hiçbişey olmuyor,bende hayallerimi gerçekleştirmek için
gizli Milyoner olmayı hayal ediyorum...:P


Hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz üç şey ?


-1)İmanım ve Vatan sevdam...(Gerçi bu iki unsur benim yaptığım bişey değil,yetiştiriliş tarzımız ve Allah'ın lütfu olan ve benliğimde olmasından onur duyduğum iki dev kavramdır bunlar)

2) Oğlum benim herşeyimdir iyi ki baba olmuşum,her erkeğin mutlaka yaşaması gereken muhteşem bir duygudur bu...

3)Ayrıca iki tane Kanaryam var (Okyanus ve Gökyüzü) sabahtan akşama kadar ciyak ciyak ötüyorlar,bazen birini alıp ötekine vurasım geliyor ,başım şişiyor ama iyi ki almışım onları...


Mutfakta en sevdiğiniz uğraş nedir ?

-Burda samimi söylüyorum,yemek pişirmek için fazla mutfağa uğramam ama mutfakta sigara içerken okuduğum dergi ve kitaplardan keyif alırım ...


En sevdiğiniz üç yemek ?

-Adana Kebap (Sonunda bizim buralarda da Adana Kebap yapan bir lokanta bulabildik,benim için yılın buluşudur bu olay :)

-Makarnanın her çeşidi

-Mantı


Giyim konusunda abarttığınız eşya ?

Ceketsiz evden zor çıkarım,hava sıcak da olsa yanıma çoğu zaman bir tane alırım,
kapının önünde pişman olurum sonra arbanın arkasına atarım orda öylece durur...

Geçenlerde 30 derecenin üstünde cayır cayır yanan Tekirdağ'a gittiğimde de valize bir tane deri ceket attım ve dokunmadan geri getirdim eve (Gerçi valizimin yüzünü pek göremedim,dayımlarda unutmuştum..:)

Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz ?

Bir tane oğlum var ona da "Oğlum" diye hitap ederim...


Sizi anlatan bir resim ?

Bu resim beni anlatmaz ama yalnız kalıp kafamı dinlemek istediğim anlarda :
"Ulan haline şükretsene,ya şimdi şu aşağıdaki yerde olsaydın ne bok yiyecektin...!" derim kendi kendime ...:P





Bu Mim sorularını bana gönderen Ferzan Ablama teşekkür ederim ve birkaç arkadaşa da bu soruları gönderiyorum,yanıtlarlarsa seviniriz :

- @ysed

- Bırak Dağınık Kalsın

-Hayat denilen, bir masaldır...

- KitapHane7/24

- BİR DAMLA SU

-
Lunaparkta Yaşamak



Yazan: hakan can

3 Ağustos 2009 Pazartesi

CESARET NEDİR ? /MİM...

Hayatta "cesaret" senin için ne anlam ifade eder ?

Sevgili,değerli arkadaşım Kamikaze bu iç açıcı soruya cevap yazmamı isteyerek beni Mimlemiş...Tşk...:P

"Cesaret" kavramı lastik gibi çok enteressan bir kavramdır,hangi tarafa çeksen gider...

Mesela,
-Bungee Jumping bir cesaret işidir,


-Okyanusta köpek balıklarının içinde kelle koltukta yüzmek cesaret ister,


-Evinin bütün yükü senin omuzlarındaysa,patronunu tokatlamak cesaret ister...

-Rezaletin daniskasını göze alarak zavallı bir DA-MA-CA-NA'ya tecavüz edebilmek de salaklığın yanısıra ayrı bir cesaret işidir...:P

Vs.vs...Bu örnekleri sabaha kadar uzatabiliriz,buna hiç gerek yok,
ben kendi tanımımı yapıp kenara çekileyim o zaman...:P


Cesaret,"İnsanlar ne der ?!" korkusuyla çekindiğiniz şeyleri onurunuz pahasına da olsa yaşayabilmektir...

Cesaret,alınteriyle dişini tırnağına takarak,işinden aşını kazanıp,eşine ve çocuklarına bakabilmektir,karaya bulaşmadan ak ve bembeyaz bir şekilde....

Cesaret,musibetler karşısında dimdik sabırla,onurlu bir şekilde durabilmektir...

Cesaret,insana bulaşmak yerine ulaşmaktır,
kalp kırmamaktır,nefret etmemektir,kin beslememektir...


"Essah mı ? Hahaahaa var mı lan sende bu cesaret ?" diye sorarsanız,

"Heee lan var !" diyemem,çünkü gözü kör olasıca 'Nefis' dediğimiz şey kene gibi yapışmış ruhumuza,onu bir alaşağı edebilirsem rahatlıkla
"Evet ben cesurum !" diyebilirim....



Neyse şimdi Mimlemek istediğim bazı dostlarıma aynı konuyu paslıyorum :

- Elif'in Seyir Defteri

- ENGELSİZ DÜNYAM

- FERZAN

- GIMIZI MOMOL

- YAŞADIKÇA

- öykü

- !!!ıVıR ZıVıR eNSTiTüSü!!!

- BİR DAMLA SU



Yazan: hakan can

28 Temmuz 2009 Salı

SİGARA YASAĞINDA ASRIN BULUŞU !


Demokraside çareler tükenmez,bizim insanımızda da köşeye sıkıştı mı icadlar tükenmez.

Valla kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi,sigara yasağına bu şekilde bir çare bulacaklarını.

Kahvede Okeye dönen biraderler camdan dışarıya Nargile misali iki hortum döşemişler,
birinin ucuna sigara bantlamışlar, diğeriyle de dumanı masabaşından dışarı üflemek için elinde tutuyor...

Yani amcam bir hortumdan sigarasını çekiyor,öbüründen dumanı dışarı üflüyor...:P

Yurdumun zeka fışkıran insanı,bu icadın patentini alıp cebine koymazsa,aynı sigara yasağından inim inim inleyen Avrupa'daki kahveler,lokantalar,barlar vs. bu fikri alır kendi mekanına sokup
"Çift Sigara Hortumu"nu satmaya başlarsa paraya para demez benden söylemesi...


Haberin ayrıntısı,videosu ve fotoğrafları Hürriyet'te yayınlandı...


Yazan : hakan can

26 Temmuz 2009 Pazar

BU ADAMA SAĞLAM BİR TÖVBE LAZIM..


Tecavüz haberlerinden,3'üncü sayfa manşetlerinden geçilmeyen şu günlerde,
M.C. adındaki tuhaf bir vatandaş,tavuğun ırzına geçerek telef edip tavan yapmış...

Şimdi ben ne diyeyim sana be adam...!

Savcılık seni serbest bırakmış ama bence sen yinede kafana bir sepet geçir de dolaş...

Şu yandaki zavallı tavuğa bir bakar mısın,belki hayalleri vardı...
Belki aile kurup ilerde torun torba sahibi olmak istiyordu..
İstikbal,mistikbal hiçbişey bırakmadın ortada...

Muhtemelen sen bu işi kümeste diğer tavukların içinde becerdin,
onların gözü önünde...


Şimdi sana tavsiyem,sağlam bir tövbeden sonra,
git kümese ne yap ne et öldürdüğün tavuğun arkadaşlarına kendini bir şekilde affettir,
helallik al,yoksa bu vicdan azabı seni bir ömür boyu takip edebilir...!






Haberin ayrıntıları şurda yazıyor :

"KOCAELİ’de 31 yaşındaki M.C, kümeste tecavüz ettiği tavuğu öldürdü.

Gebze’de F.D.’ye ait bahçedeki kümese giren M.C., bir tavuğa tecavüz etti. Tavukların kaçışması ve sesler üzerine endişelenen F.D., kümese girince sapık M.C.’yi suçüstü yakaladı.

F.D., panik içinde giyinip kaçmaya çalışan sapığı, komşularının da yardımıyla etkisiz hale getirirken, tavuğun telef olduğu anlaşıldı.
Polise teslim edilen M.C., bir anlık hislerinin kurbanı olduğunu söyledi.
Hakkında ’Hayvana kötü muamele’den işlem yapılan M.C., savcılığın talimatıyla bırakıldı."


Yazan: hakan can

21 Temmuz 2009 Salı

HAYAT DENEN BU YOLDA....



Hayat denen bu çileli yolda,
yeryüzünde vücut bulan olaylara şaşkın şaşkın bakan,
garip bir yolcuyum....


Yazan: hakan can