Image and video hosting by TinyPic
İlginç Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlginç Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2009 Salı

SİGARA YASAĞINDA ASRIN BULUŞU !


Demokraside çareler tükenmez,bizim insanımızda da köşeye sıkıştı mı icadlar tükenmez.

Valla kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi,sigara yasağına bu şekilde bir çare bulacaklarını.

Kahvede Okeye dönen biraderler camdan dışarıya Nargile misali iki hortum döşemişler,
birinin ucuna sigara bantlamışlar, diğeriyle de dumanı masabaşından dışarı üflemek için elinde tutuyor...

Yani amcam bir hortumdan sigarasını çekiyor,öbüründen dumanı dışarı üflüyor...:P

Yurdumun zeka fışkıran insanı,bu icadın patentini alıp cebine koymazsa,aynı sigara yasağından inim inim inleyen Avrupa'daki kahveler,lokantalar,barlar vs. bu fikri alır kendi mekanına sokup
"Çift Sigara Hortumu"nu satmaya başlarsa paraya para demez benden söylemesi...


Haberin ayrıntısı,videosu ve fotoğrafları Hürriyet'te yayınlandı...


Yazan : hakan can

26 Temmuz 2009 Pazar

BU ADAMA SAĞLAM BİR TÖVBE LAZIM..


Tecavüz haberlerinden,3'üncü sayfa manşetlerinden geçilmeyen şu günlerde,
M.C. adındaki tuhaf bir vatandaş,tavuğun ırzına geçerek telef edip tavan yapmış...

Şimdi ben ne diyeyim sana be adam...!

Savcılık seni serbest bırakmış ama bence sen yinede kafana bir sepet geçir de dolaş...

Şu yandaki zavallı tavuğa bir bakar mısın,belki hayalleri vardı...
Belki aile kurup ilerde torun torba sahibi olmak istiyordu..
İstikbal,mistikbal hiçbişey bırakmadın ortada...

Muhtemelen sen bu işi kümeste diğer tavukların içinde becerdin,
onların gözü önünde...


Şimdi sana tavsiyem,sağlam bir tövbeden sonra,
git kümese ne yap ne et öldürdüğün tavuğun arkadaşlarına kendini bir şekilde affettir,
helallik al,yoksa bu vicdan azabı seni bir ömür boyu takip edebilir...!






Haberin ayrıntıları şurda yazıyor :

"KOCAELİ’de 31 yaşındaki M.C, kümeste tecavüz ettiği tavuğu öldürdü.

Gebze’de F.D.’ye ait bahçedeki kümese giren M.C., bir tavuğa tecavüz etti. Tavukların kaçışması ve sesler üzerine endişelenen F.D., kümese girince sapık M.C.’yi suçüstü yakaladı.

F.D., panik içinde giyinip kaçmaya çalışan sapığı, komşularının da yardımıyla etkisiz hale getirirken, tavuğun telef olduğu anlaşıldı.
Polise teslim edilen M.C., bir anlık hislerinin kurbanı olduğunu söyledi.
Hakkında ’Hayvana kötü muamele’den işlem yapılan M.C., savcılığın talimatıyla bırakıldı."


Yazan: hakan can

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Hayvansın Desem Hayvana Hakaret Olacak..Kütük..!



Bize hayvan haklarından nutuklar atıp,afra-tafra yapan Batılılar önce iğneyi
başka yere batırsınlar !


Bu olay İspanya'nın Boğa Arenalarına bile rahmet okutturacak cinsten...

Aşağıda gelişen rezil ve insanlık suçu olayı hiçbir deniz hiçbir okyanus yıkayıp temizleyecek güce de sahip değil...!
Evet,Bloğumda "Utanç Duvarı" adında yeni bir kategori açtıracan olay
aşağıda şu şekilde gelişiyor... -hakan can





Duvara bağlanan köpek, günlerce aç bırakılıyor ve ölüm anı sergileniyor ...

Dünyadaki hayvan hakları derneklerini ayağa kaldıran "vahset sanatçısının" ismi Guillermo Vargas Habacuc...

Costa Rica'lı olan sanatçı, ilkini 2007 yılında yaptığı "Vahşet Sergisi" ile büyük tepki aldı. Yaptığı şey bir canlıyı aç bırakarak ölümünü insanlara izletmek.

Dünya hayvan hakları derneklerini ayağa kaldıran olay "sanat adına yapılan" bir vahşet... Bu vahşetin mimarı olan sanatçı Habacuc, sergi niyetine bir köpeğin ölüm anını izlettiriyor.

Bunun için de bir sokak köpeği buluyor ve bir odada duvara bağlıyor. Köpeği günlerce aç -susuz bırakıyor.

Bu süre içinde insanlar gelip sergi gezer gibi köpeğin zayıflamasını, bir deri bir kemik kalmasını izliyor.




Köpek açlıktan yavaş yavaş can çekişmeye başlarken, mekanı ziyaret edenler bu anlara tanık oluyor. Köpeğe yapılan işkence ancak köpek öldüğünde son buluyor. Tabii o ana denk gelen seyirciler çok şanslı sayılıyor. Zira serginin en "can alıcı" bölümüne tanık olmuş oluyorlar.

Köpeğin ölümü ile birlikte sergi de sona eriyor.


Bu "insanlık dışı sanat" hayvan hakları derneklerinden büyük tepki görüyor. Dünya çapında bir protesto zinciri genişliyor.

Köpeği aç bırakarak öldüren sanatçı Guillermo Vargas Habacuc ise kendini "Köpek sokakta zaten açlıktan ölecekti" sözleri ile savunuyor.




















kaynak: milliyet

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Dünyanın En Kötü İşi Bu mudur Acaba ? Değil,Bence Helal Olsun !



Ben bu adama hasta oldum,takdir ettim çünkü çoğumuzun yanından bile geçmeyeceği kapkaranlık bir işe bizzat bodoslama dalmışşşş...!

Bu resmi görünce aklıma bir sürü soru geliverdi....

-Bu mesleğin adı nedir abi,ebe misin sen ?

- Peki şimdi o fil dişini sıkıp alıp başını o an koşmaya başlarsa,sen içinde,
ayakların dışarda bir sağa,bir sola savrulacağını hesap ettin mi ?


- Ne işin var orda bişeyini mi kaybettin,el feneri,mum,gaz lambası gibi bişeyler aldın mı yanına bari ?

-"Ekmek aslanın ağzında!" deyimimiz artık yerini Filin götüne mi bıraktı ???

Belki de veterinerdir bu arkadaş ama dediğim gibi kendisini taktir ediyorum,
bize de her alanda böyle yürekli,gözü pek ve aynı zamanda mütevazi adamlar lazım...:P

Aferin...


Yazan : hakan can

30 Haziran 2009 Salı

Ya başka Bir Hayatınız Olsaydı ?



Hepimiz yaşıyoruz bir şekilde ama yaşamanın da bin bir şekli var.
Bazen elimizdekilere şükredip geleceğe koşarken; bazen de umutsuzluğa kapılıyoruz.

Hayatımızdaki tüm seçimleri biz yapmadık, herhalde öylesi mümkün değildi. Belki başka fırsatlara sahip olsak neler neler yapardık da, olmadı işte.

Umut dünyası, insanız nihayetinde. Kim bilir, belki gelecekte olur. Olmaz dememekte yine de fayda var.

Şurda bu soruyu sormuşlar:

Peki ya her şey istediğiniz gibi olsa…
Nasıl bir hayat yaşardınız?

Bu testi yaptım,orda diyor ki :

"Sana kalsa
kaybedilecek bir dakika yok. İnsanoğlu üretmeli, her şeyden bir fayda, olumlu bir sonuç çıkarmalı. İnsan, tüm aklıyla ve var gücüyle çalışarak, öğrenerek ve tüm kalbiyle inanarak değiştirebilir dünyayı.
Aklınızdan çok büyük işler, uçsuz bucaksız hedefler geçiyor. Ama bazen siz de kapana kısılıyorsunuz.

Başka bir yaşamınız olsaydı bir lider, bir bilim adamı, belki de filozof olurdunuz. Ama siz yine de pes etmeyin. İnsanlığa katacağınız her şey bir değişime yol açacaktır."


Hahaaaa başka bir yaşamım olsa,lider,bilimadamı falan olacakmışım,bu hoşuma gitti...
Bu psikolojik testlerin sonucunda niye hiç kötü bişey çıkmaz anlamıyorum...
İlla müthiş bir şey olacak...

Bana diyor ki :"Sen şimdi hıyarın tekisin ama pes etmezsen ilerde filozof olacaksın..."
Büyük moral oldu bu benim için...:P

Olsun belkide böylesi daha eğlenceli,paslanıp bir köşede demir yığını gibi durmaktansa,
hayal ve umut dünyasının sınırlarını zorlamak daha mantıklıdır bence...

Biletine büyük ikramiye çıkan Temeli üç ay sonra Bakkal-Kasap ve borçlular yolda çevirir:
"Ula Temel büyük ikramiyeyi aldın,bisürü paran oldu,niye borçlarını ödemiyorsun !"demişler.
Temel: "Zencun oldi değişti,demesunlar diye vermiyrum
...!"


Peki ya siz...
Her şey istediğiniz gibi olsa…

Nasıl bir hayat yaşardınız?


Yazan: hakan can

16 Haziran 2009 Salı

Neden Ben ? Diyen Herkes İçin



Bu olayı okuyanlarınız mutlaka

vardır,okumayanlara tavsiye ederim,her okuyuşumda kendime geldiğim ibret verici bir tablodur.../hakan can


-Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.

Tırmanacakları yere vardıklarında,neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebilecegi bir oyuk buldu.. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kisi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi.

Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu.

Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.

'Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildigin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.'

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler.İçlerinden biri 'Aranızda lens kaybeden var mi?' diye bağırdı.

Brenda'nın sonradan ögrendigine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavasça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmisti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:

'Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum.Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım...'

'BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM' demeyin.....


Kaynak: kentyorgunu.com

13 Haziran 2009 Cumartesi

Rekor Transfer -Cristiano Ronaldo


Yalnızca "Spor" kategorim kısır olduğu yüzünden değil,günlerdir konuşulan bir transfer ücretine "Hösst !" diyip yüreğimi ferahlatmak için bu yazıyı yazmam lazım...

Manchester United'den Real Madrid'e geçen Christiano Ronaldo'ya dünya rekoru kırarak tam 94 Milyon Euro transfer parası ödüyorlarmış....

Hahaaa,Ohaaa ve aynı zamanda Çüşşş !

Bu parayla Ronaldo'nun İngiltere'de yaşadığı mahallenin marketinden tamı tamına 275.862.068 tane fasulye konservesi alınıyormuş...:)

Hani insanlık adına faydalı olacak akıl almaz bir buluş icad etse,o kadar gücümüze gitmez de,adam üst tarafı saçına jöle sürüp yuvarlak topun peşinden koşuyor.

O paranın yarısını bana versinler,heyyt yavrum bak o zaman nasıl uzun saçlarımı jöle fıçısının içine sokup da,arap atları gibi koşuyorum...:)

Uzun lafın kısası : Bir tarafta açlıktan kıvranan milyonlarca insanlar,
diğer tarafta tek bir adama ödenen milyonlar...


Bu alış veriş bana göre insan üstü bir olay ve sadece uzaylıların kavraya bileceği serserilik ve görgüsüzlük senaryosudur...


Yazan: hakan can

6 Haziran 2009 Cumartesi

Güzel Bir Hikaye -Kasabadaki Balıkçı


Bir Meksika sahil kasabasına yolu düşen Amerikalı işadamı, kıyıya yanaşan kayıktaki balıkçıyla konuşur. Kayığın içinde, henüz tutulmuş birkaç tane balık bulunmaktadır.

Amerikalı iş adamı balıkların iriliğinden dolayı balıkçıyı över ve bu birkaç balığı ne kadar zamanda yakaladığını sorar...

Balıkçı, ´Fazla sürmedi, senyör´ der...

Amerikalı hayretle sorar: ´Öyleyse neden daha fazla denizde kalıp da daha çok balık tutmadın?´...

´Bu kadarı bugünlük aileme yeter.´...

´Peki´, der Amerikalı iş adamı. ´Geri kalan zamanın nasıl dolduruyorsun?´...

´Sabahları geç kalkıyorum. Sonra birkaç balık tutuyorum. Sonra çocuklarla oynuyorum. Öğleden sonra eşimle biraz şekerleme yapıyorum. Akşamları da kasabaya iniyorum; Amigolarla birşeyler içip gitar çalıyoruz. Böylece hayatı dolu dolu yaşıyoruz, senyör.´...

Amerikalı iş adamı bu hayatı son derece sevimsiz bulur...

´Ben Harvard mezunuyum, sana yardımım dokunabilir´ der. ´Herşeyden önce, daha fazla balık tutmalısın.´...

Balıkçı hayretle sorar: ´Niçin senyör?´...

´Artan balıkları satar, daha çok kazanırsın. Zamanla kendine daha büyük bir tekne alırsın. Daha büyük tekneyle daha çok balık tutar, daha çok kazanırsın.´...

´Sonra senyör?´...

´Daha başka tekneler alır, bir filo kurarsın.Sonra balıkları işlemek için kendin konserve tesisleri kurarsın. Böylece kârın önemli bir kısmını başkalarına kaptırmamış olursun.´...

´Sonra senyör?´ ...

´Tabii, bütün bu işleri böyle küçük bir sahil kasabasında yürütemezsin. bu arada Los Angeles veya New York gibi büyük bir dünya kentine taşınmış olursun.Yeteri kadar büyüyünce halka açılır, hisse senetlerini satarsın. Büyük zengin olursun. Milyonlarca doların olur.´ ...

´Sonra senyör?` ...

´Bu kadar paran olduktan sonra çalışmana gerek kalmaz. Emekliye ayrılır, bir sahil kasabasında kafanı dinlersin. Sabah geç saatlere kadar uyursun. Biraz balık tutar, çocuklarla oynar, öğlenleri de şekerleme yaparsın. Akşamları ise amigolarınla birşeyler içip gitar çalarsın.´...

"Peki bu kadar yırtınmaya gerek var mı ?
Ben son söylediklerinizi zaten yapıyorum senyör!."


Dipnot: Bu hikayeden çıkaracağımız ders ;
Mutlu olmak için illa da zengin olmaya gerek yokmuş...



Alıntı: Hürriyet yorumcularından Rico Bey

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Adrenalin Manyağı Bir Dünya...!

Öyle bir gün düşünün ki,yeni bir hastalık dünyayı sarıyor ve bu hastalığın panzehirini bulamazsanız bir saatlik ömrünüz kalmış.

Dünyanın bir yerinde oralarda bir yerde hastalığın şifa kaynağı var...

Ve kalan bir saatlik ömrünüzü uzatabilmenin tek yolu ADRENALİN !
Yani panzehire ulaşabilmek için her an adrenalinle yaşamak zorundasınız...

Şöyle de düşünebiliriz :

Hayatta kalabilmek için,
-Karşınıza çıkan ilk sevmediğiniz kişinin ağzını yüzünü paramparça ederek heyecan yaratmak zorundasınız...
- En korktuğunuz hayvanı ağzınıza almak mecburiyetinde kalabilirsiniz...
- Arabanızın çakmağına parmağınızı sokmak icab edebilir...

- Dağdan atlamak,dağa tırmanmak,gece karanlıkta yalnız başınıza ormanda koşmak vs.vs...

Aklınıza ne tür manyaklıklar geliyorsa onu ister istemez faaliyete geçirmek yada hayatınızdan olmak meselesi...!
Belkide monotonluktan bir gün bile uzak durmak isteyenler için bu hastalığa zevkle yakalanmak isteyenler dahi
olacaktır...:P

Şimdi böyle bir manyak yazı nerden mi aklıma geldi ?

Hollywood'un parlayan dev yıldızı Jason Statham'ın
hastasıyım...
Herkesin zevki aynı olmayabilir ama harika aktör,dev karizma ve rolünün hakkını veren bir usta...


Crank adlı filmini izledim,yukardakine benzer hikayeyi anlatan bir senaryo var,süper bir film bence...

Hayal ürünüde olsa çıkarmamız gereken ders olabilir mi bu macerada ?

Bir musibet bin nasihat kredisini tüketiyoruz,Aids,kuş gribi,domuz gribi ve neler neler...
Artık insanoğlunu bundan sonra gelipde ocağına incir dikebilecek en serseri hastalıklar dahi şaşırtmaz hale geldi...
Omuzlarımızdan silkeler nitelikte hayat bize kendimize gelmemizi haykırmakta...!


Allah sonumuzu hayr etsin...


Yazan: hakan can

21 Nisan 2009 Salı

Çıldıracam..Format Attırmam Lazım !


Son günlerde yumruğum Bilgisayarın camının önünde frenliyor..
Zannedersem beni çıldırtmaya yönelik kocaman Virus girmiş,deli olucam yaa...!

Hahaa bu moralle hala nasıl böyle şen şaklak yazılar yazabiliyorum hayrettt !:P

Günde en az on defa sayfalar donuyor,hiçbişey yapamıyorum,tamamen kapatıp,açmam lazım...
Tatilim zehir oldu desem mübala etmiş olmam...

Az önce de güle oynaya bilgisayarı açtım,çok neşeliydim,ulan açamadım bir türlü kendisini tamı tamına beş defa sıfırdan kapatıp yeniden açmam gerkti ve böylece neşe yerini sinire bıraktı...Hem de "One Minute !" dercesine..:P

Neyse yeter artık,kafam zonkluyor,biraz sonra hiç yapmadığım bişeyi yapacam..
Kafamın tası attı,Bilgisayara Format attıracam,hem de kulaktan dolma bilgilerle...

Sonu ne olur bilmiyorum,eğer çökerse veya sayfalarım tamamen silinirse,benden de haber alamazsanız bilginiz olsun diye yazıyorum,belki yeniden bir Blog açmak zorunda da kalabilirim,ne biliym işte,deniycem,böyle yaşanmıyor...!:P


Yazan : hakan can

10 Nisan 2009 Cuma

Lütfen, Bana Bu Tarz Mim'ler Yollamayın..!


Değerli arkadaşım Ebru(KitapHane7/24) acayip bir mimle beni mimledi,tabi ona kızmıyorum çünkü bu mimin sonunun böyle olacağını nereden bilsin...

Şimdi şöyle efendim konu :

1. Pc başından kalkıp pencereyi açıyoruz

2. Pencereden dışarı bakıyoruz

3. Gözümüze ilk görünen kişiyi inceliyoruz

4. Cinsiyetini ve üzerindeki kıyafetleri yazıyoruz.


Kalktım ve pencereyi açtım,baktım orta yaşlarda bir herif geçiyor..Süzdüm onu baştan aşağıya,her halde dikkatini çekmiş olmalıyım ki,adam bana :" Ne oluyor lan,ne bakıyorsun,açıkta bişey mi gördün ?!" dedi...

"Yok bişey kızma,bloğuma mim yazacağım da konusu sensin birader,o yüzden çizeceğin her hareketi yazmaya kararlıyım.." dedim...

"Lan başlarım senin bloğuna da,nedir o blog dediğin b..k (bloğun ne olduğunu bile bilmiyo keriz) !" diye bağırarak küfürü bastı bana...

"İndirme beni aşağıya,alırım ayağımın altına kütük,ne küfür ediyon !" diye geri bağırdım...

Adam daha bir kaba olmaya başlayınca,fırladım aşağıya,yapıştım yakasına aldım ayağımın altına..

Göremediğim bişey vardı,arkasından üç arkadaşı daha geliyormuş,hepsinin üstüme çullanması sebebiyle şu an pansuman altındayım ve oram buram ağrı içinde,inim inim inlemekteyim....

Şimdi sevgili Ebrucum,işin aslı pencereyi açtım,baktım ne gelen var ne giden,bizim buralar biraz tenha yerlerdir...O yüzden yukardaki senaryoyu yazmak zorunda kaldım,kusura bakma...:P

Ama sana ve diğer arkadaşlarıma güneşin,ağaçların,çiçeklerin ve kuşların selamını gönderiyorum...:P


Yazan : hakan can

6 Nisan 2009 Pazartesi

Barrack Obama'yı Zıplattık !


Güneşli bir hava,cıvıl cıvıl öten kuşların eşliğinde yeni bir haftaya merhabalar...

Az önce internete girip bir bakayım dedim,Barrack Obama ne yapmış,haberler ne diyor..?

Girdim ve afalladım kaldım güldüm güldüm...:P

ABD Başkanı'nı korkutup yerinden zıplatmışız...

Çankaya Köşkünde Cumhurbaşkanı ile biraraya geliyor ve saygı duruşu sırasında bizimkiler top patlatıyor ve Barrack Hüseyin Obama hooop korkudan havaya zıplıyor...

Tabi bu haberde hafif biraz abartı var ama olsun,ben gördüm Başkan irkildi,omuzları titredi...:P

Yüksek trajlı online haber platformunun manşeti bu yönde,izlemek isteyen varsa buyursun.

Herkese neşe dolu bir hafta dilerim...


Yazan: hakan can


3 Nisan 2009 Cuma

" Keşke Yüzünüze İşeseydim..! "

Başkan adayı dediğin böyle olur baba...

Az önce sağı solu dolaşırken Ensonhaber.com'da bana göre yılın en dikkat çekiçi başkan adayı olmaya hak kazanan Zeki Börükoçin'in kaytan bıyıklarına rastladım...

Şimdi bu adayın Sinop taraflarında düzenlediği mitinge 10 binlerce kişinin katılmasına rağmen,sandıktan sadece 76 oy almış...


Her halinden belli,küsmüş,kızmış,sinirlenmiş...

Vay anam siz misiniz sağ gösterip sol vuran diyerek halkına yükleniyor,ifadelere bakın şimdi :)

" Beni atımdan indirip omuzlarında taşıdılar. Bana oy vermeyen ellerinizin ikiside kırılsın..
Keşke yüzünüze işeseydim..! "

Haberi okurken bir ara "Şalvar Davası"na gidip geldim..:P

Bundan sonra oyumuz sana büyük başkan...


Yazan: hakan can

21 Mart 2009 Cumartesi

Faili Meçhul Kıyak !

"Hadi bir oyun oynayalım :)

Adı da “Faili Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!

Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!

Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum..."

diyor ülkenin tanınan Bloglarından Fikir Atolyesi'nin sahibi Tunç Kılıç...


Ve bir kaç örneğini de sunmuş :

  • Yaz sıcağında kalabalık bir belediye otobüsünün içinde buz gibi bir kasa kolayı unutmak (kartlar kolalara iliştirilmiş.)
  • Uzun yıllar bakımsız kalan bir mezarı temizlemek ve çiçek dikmek. Kartı mezara bırakıyoruz. Oradan geçen birilerinin belki dikkatini çeker...
Mesela FMK'yı uygulayan bir öğrenci anlatıyor :

“Yağmurdan sucuk gibi ıslanmış biri geldi otobüs durağına. Bir şemsiye aldık, kartı da sıkıştırıp gizlice bıraktık. Adam önce etrafa baktı, yüzüne bir gülümseme yayıldı.”


Yavaş yavaş insanın insana selam vermesinin dahi garipsenmeye yüz tuttuğu modern ve materyalist çağımızda böyle şirin kıyağı ve yardım dayanışması fikri için Tunç Kılıç'ı kutlarım...


Yazan : hakan-can

1 Mart 2009 Pazar

Blindness- Körlük....

Bir sabah uyandığınızda gözünüze tamamen bir perde çekildiğini düşünebiliyor musunuz...

Fenomen bir olay yüzünden yaşadığınız şehirdeki insanların hiçbiri göremiyor...

Ne olurdu acaba bu ani körlüğün sonucu...

Birbirine giren arabalar,kafa üstü yere çakılan uçaklar,limanını bulamıyan gemiler...

Para ve maddiyatın hiçbir ifade etmediği,insanların panik ve korku içinde yiyecek bulma derdinde ordan oraya koşuşturup birbirlerini parçaladığı bir dünya...

Yağmalanan dükkanlar ve can pazarında atılan her adım ekmek su derdinde karanlığın içinde bocalardı...


Yağan yağmurun altında çırılçıplak ıslanarak bedeninizi temizlemek ve gökten gelen suyu içebilmek, görme hasretinizi dindirecekti...

Bu koskoca kaosun içinde tek görebilen insan sizsiniz ve etrafınızda gördükleriniz sizi çıldırtacaktır...

Kör olmaktan daha kötü olan şey,bir tek sizin görebildiğiniz bir hayat...

Blindness...Julianne Moore'un başrolünü paylaştığı bu filmi bugün izledim...

Samimi söylüyorum bu filmi izledikten sonra gözlerim bir başka kıymete bindi...:P

Görmenin ve bu satırları yazmanın bu kadar keyif verdiği anı hatırlamıyorum...

Yaşasın gözlerimiz...


Yazan : hakan can

28 Şubat 2009 Cumartesi

Hadi Canım,sende...


Pardon ama "Ohaaa..!" dedirtecek cinsten ilginç bir tecavüz haberine rastladım...
Çivisi çıktı diyoruz da inanmıyorlar....


-İskoçya'da bisikletle seks yaparken
yakalanan bir adam "cinsel suçlular" listesine dahil edildi.

Kaldığı pansiyonun
temizlikçileri tarafından bisikletle seks yapmaya çalışırken yakalanan Robert Stewart hakkında açılan dava sonuçlandı.

Stewart, "genel huzuru bozucu cinsel davranışta bulunduğunu" kabul etti.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Dünyanın En Güzel İşi...


Yaklaşık 200 ülkeden 18 bin kişi şu ana kadar bu rüya iş için müracaatta bulundu...
22 Şubat son tarih...

Dünya' nın cennet köşeleri diye nitelendirebileceğimiz Avusturalya'nın "Great Barrier Reef" adasında çevre yetkilileri öyle bir iş vaadinde bulunuyorlar ki aman Allahım arkama bakmadan koşa koşa gitmek için hemen hazırım...

YAPILACAK İŞ :

Altı ay boyunca deniz,güneş,sahil eşliğinde Great Barier Reef adasında yapılabilecek bütün maceraları denemek ve böylece adanın reklamını bütün dünyaya internet aracılığıyla sunmak...

Adamların niyeti adaya daha fazla turist çekmek mesele bu...

NE ZAMAN :

1 Temmuz 2009'da ilk iş günü başlıyor...

ÜCRET :

Sıkı durun...Bu zor iş (!) için verilecek fiyatın miktarı her ay : 12 000 Euro ...

Sırtımda taş taşısam,yeraltından maden kömürü çıkarsam bu paranın üçte birini bile alamam herhalde,
en iyisi güneş kremimizi,mayomuzu alıp biz adaya maceraya takılalım...

Kağıtları yolladım,bavulum hazır bekliyorum,geriye sadece 18 bin kişinin arasından sıyrılmak kaldı hepsi o,daha sonra beni artık hiçbişey tutamaz bu soğuk diyarlarda...:P

İşbaşvurusunda bulunmak isteyenler varsa buraya tıklasın :
islandreefjob.com.


Yazan : hakan can

15 Şubat 2009 Pazar

Titanic'te Neler Oldu ?



14 Nisan 1912’de tarihin en büyük deniz kazalarından biri yaşandı.Titanik, en yeni sistemlerle donatılarak yapılmış dünyadaki en büyük gemiydi.Yapımında, o günlerde üretilen en kaliteli çelik kullanılmıştı.Sahip olduğu teknolojik özelliklerden ötürü asla batmayacağı söyleniyordu....

Gemi, İngiltere’nin Southampton Limanı’ndan yola çıkarken, bunun ilk ve son seferi olduğunu elbette ki tahmin edilemezdi.Ne var ki, Newfoundlan’daki buzdağlarına çarptığında 1500’ü aşkın yolcusuyla birlikte Kuzey Atlantik sularına gömüldü.Cankurtaran filikalarının azlığı nedeniyle sadece 705 kişi kurtarılabildi.Bu durum tüm dünyanın tepkisine sebep oldu.


Tarihçiler merakla şu soruyu sorarlar:
Acaba Californian, Titaniktekileri kurtarabilir miydi ?

Çok geçmeden felaketi araştırmakla görevli bir komite kuruldu.Araştırmalar sırasında en çok üzerinde durulan soru şuydu: Şayet zamanında yardım gitseydi Titanik’tekiler kurtarılabilir miydi ? Bu durum Titanik’e en yakın gemi olan Californian üzerine şimşekleri çekti.Gerçekten de ortada şaibeli bir durum var gibi gözüküyordu.

Süvarisi ve Mürettebatının tanıklığına göre Californian 14 Nisan gecesi, Titanik’in de bulunduğu Kuzey Atlantik’in sürüklenen buzullarla kaplı bölgesindeyken, Londra’dan Boston’a doğru yol almaktaydı.Buzullar nedeniyle Lort, gemisinin gece “stop” etmesi emrini verdi.

Gece yaklaşık 11.00’da Californian’ın telsiz operatörü Cyril Evans, aynı bölgede bir yerlerde olduğunu bildiği Titanik’e hiç de resmi olmayan bir mesaj geçti: “Baba konuşuyor, buzlarla sarıldık ve stop ettik.” Titanik’in operatörü Jack Philips ise bu müdahaleden rahatsız olmuştu.Bütün gün geminin zengin yolcularının mesajlarını göndermek için uğraşmıştı ve sohbet edecek vakti yoktu.”Mesajı kesin! Bize engel oluyorsunuz.” Diye cevapladı.

Bütün gün çalışmış olan ve belki de bu sert cevaba biraz sıkılan Evans telsizini kapatı yattı.Californian’da sadece tek telsiz operatörü olduğundan, bu noktada telsiz temasından yoksun kalmıştı.

Titanik gece yarısı yaklaşık 12.05’te S.O.S vermeye başladığında Californian’da bunu duyabilecek ayakta kimse bulunmuyordu.Peki ya işaret fişekleri? Californian neden Titanik’in imdat işaretlerine yanıt vermemişti? Lort ifadesinde sadece bir fişeğin uçtuğunu gördüğünü vesonra yattığını söyledi.Kaptanları daha sonra başka fişekler de gördüklerini haber verdiklerinde, uykulu uykulu bunların imdat işaretleri olabileceğini düşünememiş, kaptanları da ısrar etmediği için uyumaya devam etmişti.

Titanik’in buzdağına çarpmasının ardından Californian’ın kaptanları diğer gemiden atılan bir havai fişek fark ettiler.Bir kaç saat içinde Titanik’in yardım amacıyla ateşlediği 7 fişeği daha gökyüzünde gördüler.Kaptan Stanley Lort bunlara rağmen yerinden bile kımıldamadı.

Californian, tarihçi Leslie Reade’nin söyzleriyle, tarihe “yerinden bile kımıldamayan gemi” olarak geçti....


Kaynak :
www.aktifblog.com/yerinden-bile-kimildamayan-gemi


13 Şubat 2009 Cuma

Haktan Akdoğan'la İlginç Röportaj..

23 yıldır dünya dışı yaşamı araştıran Haktan Akdoğan'ın bir başka röportajından alıntı...

Soru :"O kadar gelişmiş teknolojileri var neden kaçırıyorlar bizi, biz de onlarda olmayan ne var ki? "

Akdoğan :" İnsanların alıp onlar üzerinde araştırma yapan bu uzay ırkının duyguları yok. Insanları kaçırıp onların duygularını inceliyorlar. Zamanında gelişimlerini engellediğini düşünerek duygularını silmişler. Ama hata yaptıklarını anlamışlar.
Yeniden duygu sahibi olmak istiyorlar.
Çünkü duygu olmadan hiçbir şey olmaz. Bu yüzden insanları kaçırıp onlardan yumurtalık ve sperm alıp yeni bir ırk oluşturmak istiyorlar. Bizim genetik yapımızında benzemesi yüzünden bizimle ilgileniyorlar. Ve melez bir ırk oluşuyor.

Mesela kadının kimseyle ilişkisi yokken aniden hamile kalıyor. Doktor ona hamile olduğunu söyleyince şaşırıyor. Kadın doktora yeniden gidince olay daha şaırtıcı oluyor. Cenin kaybolmuş.
Yani kadının karnından alıyorlar cenini ve onu farklı bir yerde büyütüyorlar. Daha sonra anneyi zaman zaman gemiye alıp ona çocuğunu veriyorlar. Onun cocuğunu sevmesini seyrediyorlar. Yeniden duygulanmayı ve seymeyi öğrenebilmek için. Bize ihtiyacları olan bir tür yani. "

Soru :" Dinleri var mı uzaylıların? "


Akdoğan : " Onlarında bir inancı var. Tanrı'ya, bir enerjiye inanıyorlar. Ama din olarak baktığınızda belli ritüeller yok. Dini sevgi olarak algılıyorlar.

Mesela bizim dinlerimizi de incelemişler ve diyorlar ki; siz özde aynı şeye inanıyorsunuz ama farklı isimler ve terminolojiler kullanıp ayrılıyorsunuz birbirinizden.
Biraz da çarptırılıyorsunuz, biraz da güç odaklarının eline kullanılıyorsunuz.Bu yüzden birbirinize düşmüşsünüz. Yoksa özde Musa'nın İsa'nın Hz. Muhammed'in söyledikleri aynıdır.
Hepimizin Tanrı'nın bir parçası, onun yansımaları olduğumuz söylenir. Kuran'da da geçer, Allah'ın bize şah damarımızdan yakın olduğu.

Uzaylılar da buna inanıyor. Onlar bize siz din yüzünden savaşıyorsunuz çünkü dini yalnış anlıyorsunuz diyor. "

Soru :" Siz melek cin ve şeytan kavramlarına inanıyor musunuz? "

Akdoğan :"Tabii ki bence bu evrende sadece kendimizin olduğunu söylemek büyük bencillik. Kocaman bir kibir. Koskoca evren, uzay, farklı boyutlar... Melek cin gibi canlılar sadece bizden farklı formda. Uzaylılar ve biz görülebiliyoruz ama onlar farklı oldukların görülmüyor. Salt enerjiden oluşuyor onlar. Hem yalnız olmadığımızı Kuran da söylüyor. Kuran'da melek ve cinlerin haricinde göklerde yaşam olduğunu söyleyen ayetler var.

Soru : "Din adamlarından destek alıyor musunuz? "

Akdoğan : "Celal Yeniçeri, Bayraktar Bayraklı, Yaşar Nuri Öztürk gibi, ilahiyatçı profösörlerin, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın ufolar dinimize ters değil diye açıklamaları var."

Soru : " Bu uzaylılar birdenbire mi çıktı böyle? Mağara devrinde yoklar mıydı? "

Akdoğan : "Tabii ki vardılar. Bence her dönemdeki evrimimizde ve buluşlarımızda da drek etkililer. Bakın mağara dönemde resimler var. O zamanın insanının çizebileceği resimler değil onlar. Özbekistan'da bir mağara duvarına astronat resmi çizilmiş, kafasında kaskı var falan. O zamanki insan bunu uydurumaz ki. Bu Sümerler'de de, Mısırlar'da da, Aztekler'de de, Mayalar'da da var.... "

Saba Tümer,Haktan Akdoğan ve Ömer Çelakıl,Ufoları Konuştular

Saba Tümer'e konuk olan Ömer Çelakıl-Haktan Akdoğan ikilisini büyük bir keyifle izlemiştim...Özellikle Akdoğan'ın söyledikleri çok ilginç şeyler vardı...



EVRENDE YALNIZ MIYIZ ?

Ufolarla ilgili Türkiye’deki en yetkili ağız olan Haktan Akdoğan :

"Bırakın sahildeki bir kum tanesini, dünyadaki tüm kum tanelerinden daha çok gezegen var yukarıda. Yaratan, sadece bir toz zerresi bile olmayan Dünya için bu sistemi yaratmış olamaz değil mi?
Bu çok bencilce bir düşünce…"
diyerek kainatta yalnız olmadığımıza dair sağlam bir argüman getiriyor.

UZAYLILAR BİZİ KAÇIRABİLİR Mİ ?

Ayrıca ispatlanmış fiziki kanıtlardan da bahseden Akdoğan,
Saba Tümerin :

" Uzaylılarca kaçırıldıklarını iddia edenler var
Acaba uzaylılar bizle irtibata geçiyor mu ve bu nasıl oluyor..?"
sorusuna,şöyle yanıt veriyor :

"Bu kaçırılma olayları önceleri sadece bir iddiadan öteye gitmiyordu. Daha sonra deneklerin üzerinde bir takım yara ve yanık izleri ortaya çıktı. Daha da sonra bu alınan insanların vucutlarından mikroçipler denilen aletler çıktı.
Bunlar ameliyatlarla çıkarıldı ve çıkan şeylerin üzerinde bir takım teknik analizlar yapıldı ve incelendi. Sonunda bu çıkan şeylerin dünya dışı kaynaklı olduğu ortaya çıktı.
Dünyada böyle şeylerin yapılmasının teknik açıdan mümkün olmadığı gözlendi. Hal böyle olunca Harvard dan profösörler konuyla ilgilendi ve araştırmalar yapıldı. Bu olaylara maruz kaldığını söyleyen yüzbinlerce insan var...."

ZARAR VERME VE NEGATİV HİÇBİR OLAY YOK...

Saba Tümer:" Kaçırılma veya alma olayı nasıl gerçekleşiyor ..?"

Akdoğan :
" İnsan uyku halindeyken gelip insanı alıyorlar ve araştırma yaptıktan sonra onu yeniden yerine bırakıyorlar,burda zarar verme veya negatif hiçbir olay yok, kişi uyandığında hiçbişey hatırlamıyor,rüya gördüğünü zannediyor,daha sonraki dönemlerde flashbacklerle vizyonlar görebiliyor...Ayrıca hipnoz yapıldığında bu kişilerin bilinçaltına inildiği zaman o anda gemide neler yapıldığını herşeyi detaylı bir şekilde anlatabiliyorlar..."

UZAYLILAR'DAN KORKMAMIZ LAZIM MI ?


Saba Tümer : "Peki bizim uzaylılardan korkmamız lazım mı,yoksa onları gördüğümüzde çay,kahve ısmarlıyalım mı ?"

Akdoğan .
" Dünyamızda gasplar,savaşlar,tecavüzler oluyor.Irak savaşı,İsrail'in yaptıkları ortada.Asıl korkulacak olan şeyler bu dünyada.Dolayısıyla uzaylılardan korkmaya gerek yok,onlar bizimle iletişim kurmak istiyorlar,insanı inceliyorlar."

Saba Tümer :"Dünyanın geleceği niye onları ilgilendiriyor ki, burayı daha sonra kendileri için mi istiyorlar? "

Akdoğan :
"Böyle bir niyetleri olsaydı çoktan dünyayı istila ederlerdi. Bize göre üstün bir teknolojiye sahipler. En azından bizi ziyaret edenler öyle. Dünyaya zarar vermememizi istiyorlar çünkü biz bütünün bir parçasıyız. Yaydığımız radyasyon sadece dünyayayı değil tüm evreni etkiliyor. Radyasyonu indirgemeye çalışıyorlar. Kimisi de iletişim kurmak istiyor. "