Image and video hosting by TinyPic
İnsan ve Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan ve Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2009 Perşembe

RAMAZAN SOHBETİ...

Ramazan geldi henüz bişeyler yazma fırsatı bulamadım...

2007'de Ramazan'da İstanbul'daydım Sultanahmet meydanı,Eyupsultan,Mısır Çarşısı,Kapalı Çarşı,Topkapı Sarayı tek kelimeyle Ramazanı tadında yaşadım,insanımızı,memleketimizin havasını suyunu sineye çekmenin keyfini çıkardım...

Ama gelin görün ki,yurt dışında Ramzanlar biraz buruk ve boynu bükük geçer...

Ne iftarda bir top atma,ne bir ezan sesi...
Ne de bir Ramazan pidesi...
Öylece garip ve sessiz sedasız eser geçer bizim buralardan...
Oruç tuttuğunu bir sen,bir de Allah bilir...


Herneyse Allah'a hamd olsun ki bu rahmet ve bereket ayının öyle veya böyle
bir şekilde farkındayız..


Ülkem adına bu Ramazan'da temennim,cami avlularında yoksulları kuyruğa dizip kameralar önünde onlara şov amaçlı birer kilo makarna dağıtarak
"Merhamet Şampiyonluğu" yapanların bir an evvel akıllarını başlarına almalarıdır....



Adam kalkıyor yardım yapıyor,ardından ulu orta çıkıp :
"Ben şöyle şöle yardım yaptım,Tanrı beni sevsin..." diye cartlıyor...

Hahaaa...Adama demezler mi, Sen madem zenginsin o zaman versene farz olan zekatını da bu yoksul halk orda burda makarna dilenmek zorunda kalmasın ?!

Sağ elinin verdiğini sol elin görmiycekti,peki sen şimdi ne diye Milli Mücadeleyi tek başına kazanmış edalarıyla bağıra çağıra yaptığın yardımın Nutuklarını atıyorsun...?!



Bu yazı,sohbetten çok sitem oldu galiba,neyse olsun...:))

Herkese buralardan hayırlı ve huzur dolu Ramzanlar dilerim...


Yazan:hakan-can

5 Haziran 2009 Cuma

Eski ve Yeni Dünya'nın Ortasında Buluşabilmek



Lamı cimi yok : Dünyevileştik...


Eskileri dinlersek bize çoğu zaman benzer şeyleri söylerler :

"İki kilim,üç minder,bir kaç sandelye ve siyah beyaz televizyonumuz vardı ama daha mutluyduk...
Otomobilimiz yoktu belki ama hava daha temizdi...
Asfalt yerine çamura basardık ama her taraf yemyeşildi..."

Nerde o eski yüreği pırıl pırıl parlayan içi dışı bir olan dünyamız...

Sanki fazilet tarihe gömüldü,varsa yoksa eşya,para pul,çıkarcılık uğruna edilen kavgalar...
Bir hiç uğruna yapılan cinayetler,intiharlar,öldürülen çocuklar,çalınan paralar...

Ortada bir dengesizlik almış başını gidiyor...!

Halbuki eskilerin çocuksu güzellikleriyle,yenilerin teknolojisini dengeleyebilsek insanoğlunun kaderi değişir...

Yani,hem aklımızı kullanıp uzayda koloniler kuracağız,
hemde manevi olan değerlerimizin kıymetinden,doğasından,havasından suyundan,
ruhundan taviz vermiyeceğiz...


Dedelerimizde ağzı açık bizi seyrederken :
"Vayy be torunlara bak sonunda hizaya gelebildiler,keratalar..!" desinler..:P



Yazan: hakan can

8 Mayıs 2009 Cuma

Aslımıza Dönmenin Zamanı Gelme di mi ?!



Haberlere bakın,
gazetelere göz atın,
"Aman Allah'ım neler oluyor bize ?!" demeden geçirtmeyen haberler gecesiyle gündüzüyle sür manşet önümüze yığılıyor...


-Mardin katliamı bütün Türkiyeyi sarstı...
-Konyada can pazarı 6 ölü üç yaralı...
-Tiyatrocu Yaman Tarcan'ın borç intiharı...
-Bugün bakıyoruz : 13 yaşındaki kıza "Oğlumu sana yar etmem !" diyerek tecavüz etti haberleri...

Bu örnekleri sabahlara kadar uzatmak mümkün...


Kafayı yememek elde değil,insanımızın ruhu ve psikolojisi alt üst olma yolunda sağlam adımlarla ilerliyor...

Türkiye,pusulası bozuk gemi misali ordan oraya çarpmaktadır...


Peki nerde hata yaptık ?
"Efendim o suçlu,bu kabahatli..."
Bırak bu ayakları artık kardeşim,çözüm üret sen bize...!

Kimse suçu öbürünün üstüne atmasın,yoksa herkes suçu onun bunun üstüne atar kenara çekilir.Hepimiz suçluyuz.Ortada bir yangın var,suç transferi bizi bir yere götürmez..!

İnsanımızı gerektiği gibi eğitemedik.
Saldım çayıra Mevlam kayıra mantığının bizi getirdiği noktadayız şu an...


Evvela anne babalara,daha sonra devletimize büyük görevler düşüyor...

Unutmamak lazım,topraklarımızın hamuru aşk,sevgi ve inanç ile yoğrulmuştur.

Yeniden aslımıza dönmenin zamanı gelmedi mi...?


Yazan: hakan can

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Yunus Emre (1240-1320) Saygıyla Anıyoruz...


Bir başka dünya,bambaşka bir alemdir o...
Ne odur,ne şu ne de budur..
Bütün güzellikleri bünyesinde barındırıyor o...


"Adımız miskindir bizim,düşmanımız kindir bizim..." diye haykırarak kinin olduğu yerde aşkın olmadığını insanlığa öğreten devdir o... Yunus Emre....

Tertemiz İnsan sevgisi vardı onda...Dokunulmamış,harap edilmemiş bir Sevgi...

Ezilmiş,horlanmış insanlığın her devirde reçetesi olabilecek bir miras bırakıp bu dünyadan göçüyor Yunus...

Neydi o reçete,alın duvarlarınıza asın :
"ONDA BÜTÜN YOLLAR İNSANIN GÖNLÜNDEN GEÇİYOR..."

Gözyaşı kadar berrak,bir anne duası kadar içten olan bu ölümsüz hatırası önünde kendisini saygıyla anıyoruz...

Onun feyiz aldığı yere doğru yürüyebilmek ümidiyle...


Yazan: hakan can

4 Mayıs 2009 Pazartesi

İsyanda da Haklısın,Sevgide de...Ne Diyeyim Ben Sana...




Yeni bir haftaya en güzel umutlarla yemyeşil bahçelerin ve sımsıcak güneşin verdiği huzurla giriyoruz...

Hayat bazen acımasız gibi gözüksede,her zaman uysal olmasada onu sevmesini bilenler için hiç ummadığımız anlarda bizi bir anne şefkatiyle kucaklar...

Hiç beklemediğimiz bir anda etrafımızda güller açıverir...


Niye ki,ben şimşeği de severim,gökgürültüsünü de çünkü onların her çıkardığı seste Allah'ı zikrettikleri bilinen bir gerçek...

İnsanı diğer yaratıklardan ayırt eden iki şey var..Akıl ve mantık..
Kendimize yepyeni ufuklar açmak istiyorsak bu iki mekanizmayı zorlamak icap ediyor..

Bunu yapmıyor muyuz,o zaman freni patlamış kamyon gibi duvara toslamayı hakediyoruz arkadaş...


"Haa bir de kurcalamalısın hayatı" diyorlar...

"Neyini kurcalıycaksın, her kurcaladığımda cepte metelik bırakmadı namusuz,ben en iyisi bedavadan kulağımı kurcalarım...!" diyor alttabakanın işsiz,cebi delik adamı...

Yani hayat öyle bişey ki,sevsende haklısın,isyan etsende...

Ben diyorum ki,sevelim onu,sevecektir bir gün o da bizi...:P


Yazan: hakan can

1 Mayıs 2009 Cuma

1 Mayıs...Çok Kısa Bir Yazı...

Birileri sömürür,diğerleri hırpalanır ve ezilen adamların canına tak etti mi,yeryüzü aniden bir yangın alanına döner...1 Mayıs...
İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü...

Her ne kadar yeryüzünde adaletsiz bir paylaşım mevcut olsada,bazı kişiler haklarını böyle tepinerek,oraya buraya zıplayıp yeri göğü yakarak,mala mülke ve kendisine zarar vererek bir yere gelemiyeceğini anlamalıdır...

Emperyalizmin ve kravatlı para babalarının da kendisine çeki düzen vermesi lazım artık...

Bütün herşeyi bir kenara bırakıp,ortaya sadece insan vazfımızı koyarak,herkese emeğinin ve alınterinin karşılığını iade etmek,insanlık ve namus borcudur...

Aksi takdirde dünya şu ankinden daha feci durumda dengesini kaybedebilir...



Yazan : hakan can

29 Nisan 2009 Çarşamba

Açlık ve Yoksullukla Mücadele Günü


Şu anda dünya üzerinde 6.8 milyar insan yaşamakta,şimdi uzmanların yaptığı çarpıcı rakama bir bakın : Sene 2050'de dünya nüfusu 9.2 milyar olacak...!

Zengin Batı zaten nüfusunun gerilemesinin sancısı içinde kıvranırken,fakir Doğu'da "Allah ne verdiyse doğurun" mantığıyla nüfus patlaması yaşanıyor...

2050'de yeryüzünün dengesizliğini artık varın düşünün...


Bugün yeraltı ve yeryüzü nimetlerinden kimler faydalanıyor ?


Mesela,eşi görülmemiş dağ gibi Petrol gelirlerinden gelen zenginlik,manyakça israf edildi yıllarca...

Topraklarından petrol fışkıran ülkelerde yaşayan canların kişi başına gelirleri zirveye oynaması lazımken,her ne hikmetse bu ülkelerin insanları ve Ortadoğunun büyük bir kısmı en büyük yoksullukları yaşayanlar arasındalar...

Irak savaşı'nın tek nedeni yine Petrol değil miydi,geçeceksin "Size demokrasi getireceğim" ayaklarını falan,kimseye yutturmasınlar bu masalları...1 milyon insan öldü bu akılalmaz savaşta...!

Bir taraftan dünya açlıktan kıvranırken,öbür taraftan bilmem kaç tane açıkgöz,yoksulun ve garibanın sırtına vurup ağzından lokmasını almanın peşindeyken,bu açlık sınırı insanoğlunun en büyük baş belası olmaya devam eder...!


Mevlana diyor ki : " Yukardan ambara istediğin kadar çuval boşalt,eğer fare ambarı alttan delmişse,işin bitiktir ! "

Açlıkla en büyük mücadelenin yolu,yeryüzünde ambarları delik deşik eden farelerin bertaraf edilmesiyle başlayacağı kanısındayım...

Fakat dünya liderleri,muhaliflerine gürlemekten,böyle basit (!) konulara ayıracak zaman bulamıyorlar herhalde...


Eğitim ,sağlık ve namuslu adam açığını kapatmak istiyorsak,ilk önce yeryüzünde eşit paylaşımla gönülleri yeniden kazanmak zorundayız....


Yazan : hakan can

____________________________________________________________________________________

Blog Catolog ve Bloggers Unite öncülüğünde, açlık ve yoksullukla mücadele konusunda ortak bir tavır takınılması, bu
konuya duyarlı olunarak gündem teşkil edilmesi için uluslararası blog sahiplerinin,
29 Nisan Açlık ve Yoksullukla Mücadele gününde, eş zamanlı olarak, günün anlam ve önemi konusunda paylaşımda bulunması ve bu sayede insanların konuya ilgilerinin çekilmesi amaçlanmaktadır.

(Mustafa hocam'ın
Hayat denilen bir masaldır bloğundaki yazıyı da okumanızı da tavsiye ederim...)


13 Nisan 2009 Pazartesi

"Açlık ve Yoksullukla Mücadele Günü" 29 Nisan 2009



29 Nisan'da biz Blogcular olarak elele kenetlenip,insanlığın kanayan yarasına dur demek için o gün Bloğumuza yazacağımız bir yazıyla katkıda bulunmamızı temenni ederim...

Değerli Blog arkadaşım Ahmet Beyin (Fıkra Sevenlere) bildirisi üzerine aşağıdaki yazısından haberim oldu,aynen aktarıyorum. (hakan can)


"Sevgili Arkadaşlar!!
Blog Catalog ve Blogger Unite öncülüğünde "Açlıkla,Yoksullukla Mücadele" konusunda tüm blog yazarlarından, ortak bir tavır beklenmektedir...
29 Nisan'ı Açlık ve Yoksullukla Mücadele günü" olarak, uluslararası tüm blog sahiplerini takım (ekip) halinde 29 Nisan 2009 da, günün anlamı ve önemi konusunda (yani Açlık ve Yoksulluğa Karşı Ne Yapılabilir? Önerileriniz Ne? Çözüm? vb.) sayfanızda eş zamanlı olarak yazmaya davet edilmektedir. Bu yolla tüm insanların bu duruma ilgilerinin çekilmesi amaçlanmaktadır.. Duyarlı tüm arkadaşlara duyurulur."
Ayrıntılar için:

http://www.bloggersunite.org/event/unite-for-hunger-and-hope

Kar amacı gütmeyen organizasyona doğrudan başvurular için:
info@heifer.org


5 Nisan 2009 Pazar

Dünya Otizm Farkındalık Ayı...Otizm Nedir ?

Evet arkadaşlar nisan ayına girdik,bu ayın sadece şaka ayı değil ayrıca
"Dünya Otizm Farkındalık Ayı" olduğunu değerli arkadaşımız
Sevil Altunel'in bloğundan öğrendim...

Kısaca Otizm, üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır.

Şimdi aşağıya Sevil'in yazdığı mesajı bloğundan kopyalıyarak buraya aktarıyorum ve kendisine bu duyarlılığı için teşekkür ederek, bu hayırlı girişimine destek vermeyi insanlık vasifemiz sayıyoruz.

Bence bu sayfada yazılan en önemli ve herkesi sarsması gereken cümle şudur :

" Unutmayın,her sağlıklı insan,her an özürlü olmaya adaydır !"

Allah bütün dertlere acil şifalar versin...

(hakan-can)



____________________________________________________________________

Otizm nedir?
Günümüzde her 150 çocuktan birini etkileyerek, çocuklar arasında en hızlı yaygınlaşan nörolojik bozukluk olması ile dünya genelinde hızla yayılan bir hastalık olarak görülüyor…
Dünyada bu yıl şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınması öngörülüyor...

İstatistikler genetik temelli olduğunu gösteriyor. Çevresel faktörler de dahil olmak üzere, nedenlerinin bulunması için yoğun araştırmalar devam ediyor...

Kesinlikle ülke, ırk, kültür ya da sosyo-ekonomik farklılık gözetmiyor…
Bugün için bilinen en etkili tedavisi yoğun bireysel eğitim...

Dünya Otizm Farkındalık Ayı

2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratmak ve otizm ile ilgili sorunlara çözüm bulmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” (2nd April World Autism Awareness Day) olarak ilan edilmiştir. 2 Nisan’da başlayan “Otizm Farkındalık Ayı” çerçevesinde tüm dünyada otizmle ilgili araştırmaların teşvik edilmesi ve bilinirliğin artırılarak, erken teşhis ve tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.



  • otizmli bir çocuk yada birey gördüğünüzde onu hareketlerinden ve eksik konuşmasından dolayı küçümsemeyin ve dışlamayın.
  • onu aranıza alın ve yardımcı olmaya çalışın.
  • otizm bir zeka yada psikoloji hastalığı değildir.bu konuda çocuklarınızı gelecek nesiller adına bilgilendirin.


OTİZM TANISI ALMIŞ ÜNLÜLER

Albert Einstein, 1879-1955, Alman/Amerikalı fizikçi
Isaac Newton, 1642-1727, İngiliz matematikçi ve fizikçi
Friedrich Nietzsche, 1844-1900, Alman filozof Thomas Edison, 1847-1931, Amerikan mucit
Henry Ford, 1863-1947, Amerikalı sanayici
Hikari Oe, Japon besteci
Bhumi Jensen, Taylan prensi,
Stephen Wiltshire, İngiliz mimar
Caiseal Mor A Blessing and a Curse: Autism and Me’in yazarı, fantastik hikayeler en iyi satanlar arasında girmiştir, müzisyen ve sanatçı
Jane Austen, 1775-1817, İngiliz romancı, Pride&Prejudice’ın yazarı
Béla Bartók, 1881-1945, Macar Besteci
Ludwig van Beethoven, 1770-1827, Alman/Viyanalı müzisyen
Anton Bruckner, 1824-1896, Avusturyalı Besteci
Emily Dickinson, 1830-1886, Amerikan şair
Oliver Heaviside, 1850-1925, İngiliz fizikçi
Thomas Jefferson, 1743-1826, Amerikan politikacı
Carl Jung, 1875-1961, İsviçreli psikoanalist
Franz Kafka, 1883-1924, Çek yazar
Wasily Kandinsky, 1866-1944, Rus/Fransız ressam
Charles Rennie Mackintosh, 1868-1928, İskoç mimar ve tasarımcı
Gustav Mahler, 1860-1911, Çek/Avusturyalı
Wolfgang Amadeus Mozart, 1756-1791, Avusturyalı besteci
George Bernard Shaw, 1856-1950, İrlandalı oyun yazarı,
Richard Strauss, 1864-1949, Alman besteci
Nikola Tesla, 1856-1943, Sırp/Amerikalı bilimadamı, elektrikli motorların muciti
Vincent Van Gogh, 1853-1890, Hollandalı ressam
Taylor Crowe, sanatçı ve avukat
Christopher Knowles, Amerikan şair
Jasmine O'Neill, Through the Eyes of Aliens yazarı
Birger Sellin, Alman yazar


Asla unutmayın her sağlıklı insan her an özürlü olmaya adaydır!!

Yayınlayın..link verin..tanıtın..paylaşın..
Toplumu bilinçlendirmek adına ne olur Destek verin...


Yazan :Sevil Altunel


25 Mart 2009 Çarşamba

Eğer Dostumsan Önce Dinle Beni...

Cana yakın bir milletiz,duygusal ve heyecan doluyuz fakat dinleme konusunda eksiğimiz var...

Dinlemekten çok vıdı vıdı konuşan bir toplum olduğumuzu kabul edersek ve bu eksiğimizi kapatabilirsek işte o zaman gel keyfim gel,birbirimizi anlama noktasında merdivenleri üçer beşer çıkıp zirveye otururuz,benden söylemesi...

Örneğin TBMM'ne bir bakın,muhalefet,iktidar ve diğerleri biraraya geldimi mangalda kül bırakmıyorlar,birbirlerini dinlemekten çok bağırıp çağırıp,tepinmekteler...

Kendimden örnek vermem gerekiyorsa,(aslında iyi dinlerim ama) benimde gevezeliğim tuttuğu zaman açarım ağzımı,yumarım gözümü,karşımdaki ne demiş,kulaklarım duymaz o an...

Makinalı tüfek gibi,tararım etrafı...
Sonra kendimi eleştiririm...


Ercan Kaşıkçı'nın yazdığı "Yüreğini Bedenine Yansıt" adlı kitabında,yaptığı bir araştırmaya göre:
Bir çok kişi dost dediği,samimi bulduğu insanlar hakkında önce şu ifadeleri kullanıyormuş :

"O benim iyi bir dostum.Çünkü beni sabırla dinliyor.Beni anlamak için çaba sarfediyor..."

Eee var mı peki böyle candan dinleyen adam,göster bana...?

Aşağıdaki fotoğrafa bak o zaman kardeş...



Bir insan ancak bu kadar ilgiyle dinleyebilir...



Yazan :hakan can

22 Mart 2009 Pazar

Düzen değişecek,başka yolu yok !


Klavye'nin başına oturuyoruz,kimimiz edebiyattan,kimimiz şiirden,kimimiz özelimizden nutuklar atıyoruz...
Beynimizden geçenleri,parmaklarımıza,ordanda dünyanın bir ucundan,diğer ucuna süratle yayıyoruz...

Diyorlar ki Amerika uydudan,karıncanın nabzının atışını bile dinler...

Yaşadığımız çağ böyle muazzam bir teknoloji zamanı...

Ama unuttuğumuz bir şey var ki,insanın beyni öyle bir yaratılmıştır ki dünyanın en gelişmiş,en modern bilgisayarları dahi değil arkasından nal,ancak toz topluyor...

Böyle olağanüstü bilgi çağında ve böyle yaratılmış bir beyinle bakıyoruz da televizyonlarda kitap kalem tutması gereken çocukların eline silahı veriyorlar...



Ve yine dünyanın bir başka ucunda açlıktan kıvranan zayıf bilekler,susuzluktan çatlamış zarif dudaklar görüyoruz...

Bu insanoğluna yakışıyor mu Allah aşkına,faydası olacağını bilsem şimdi dışarı çıkıp nara atarım,icabında zil bile takıp oynarım,böyle basit bir insan sevgisi var içimde...


Yazan : hakan can



14 Mart 2009 Cumartesi

Hasretimize cevap bekliyoruz...

Az önce Beyaz Show'da,Mahsun Kırmızıgül ve Beyaz arasında "Neden,Fatih Sultan Mehmetler'in filmi bu ülkede çekilmiyor...?" diye bir konu geçti.

Aklıma geldikçe,beni de çıldırtan bir meseledir bu.

Bizler,yeri göğü tarih fışkıran bir coğrafyanın ve dünyaya aşklarıyla,yürekleriyle,bilekleriyle meydan okuyan dev insanların torunlarıyız...

Altın sayfalarla kaplı olan geçmişimiz ve tarihimiz :
" Beni tanıyın ve dünyaya tanıtın,anlatın..!" diyerek asırlardır adeta feryad ediyor...


Çağımızda,herhangi bişeyi insanlara ve özellikle gençlere en iyi anlatmanın yolunun Beyaz Perdeden geçtiğini bilmeyenimiz yok...


Tartışmasız,Amerika'nın sempati toplama adına yeryüzündeki insanlar'a karşı

kullandığı en büyük silahı Hollywood'dur...

Yani politikacılarının yapamadığı "gönülleri fethetme" misyonunu bugün
Hollywood yapıyor...


Böyle bir gücü var Beyaz Perde'nin...

Hollywood kadar olamazsak da,biz de sağlam filimler yapabiliyoruz.

Peki biz neden zırttırı pırıtık filmlere milyon dolarlar harcıyoruz da,aklımıza koca Fatih Sultan Mehmed'in dünyanın kaderini değiştiren fethini veya Mevlana'nın aşk ile dolu olan insanüstü sözlerini ve hayatını sinemalara taşıyamıyoruz ?

Bugüne kadar bu önemli mesele neden düşünülüp de icabı yerine getirilmedi ?

Dünya'nın keşfetmeyi beklediği bu devler gibi onlarca,yüzlerce örneklerimiz var.

Kültür bakanlarımız,Turizm bakanlarımız,yönetmenlerimiz veya kimse kim,ülkenin bu kanayan yarasına artık merhem olsunlar,milletimizin hasretine,özlemine cevap versinler.Bekliyoruz...


Yazan : hakan can

13 Mart 2009 Cuma

Eyvallah usta...


Aldığımız yanlış kararların,zamanla başarıya nasıl dönüştüğünü biliyor muyduk ?

Bilmiyorsak-ki ben bilmiyordum-,aşağıdaki alıntıda hayat tecrübesi üst seviyelerde olan ustamıza bakmakta fayda var...

- Mesleğini bir ömürboyu tüm ilkelerine sadık kalarak uygulayan aksaçlı bir ustaya başarısının sırrını sordular ;

"İki sözcük" dedi ve ekledi, "Doğru kararlar"

- O kararları nasıl alabildiğinin sırrını sordular ;

"Tek sözcük" dedi, "Deneyim"

-Deneyiminin sırrını sorduklarında ise şu yanıtı verdi ;

'İki sözcük' 'Yanlış kararlar'.

( Kaynak : Başarının sırrı )

Şimdi,hayatımın her alanı için geçerli olan bu felsefeyi,aklıma mıh gibi sokabilirsem,yaptığım yanlışlardan sonra ıslak sıpa gibi sızlanacağıma "Ohh ulen,al sana bir tecrübe daha.." diyerek yanlışlarımı sahiplenebilirim sonunda...:)) Sağol aksakallı...


Yazan : hakan can

7 Mart 2009 Cumartesi

Çekirdek gibi toprağa düştük


"Her dev ağaç aslında minik bir meyve için yaşar ve o minik meyve sonsuzluğu ve genişlemeyi temsil kabiliyeti itibariyle de ağaçtan değerli olur.

Evrenin meyvesi olan insan bu yönüyle evrenden değerli ve önemli kılınmış, dünya ve içindeki her şey insan için yaratılmıştır....

Bize lütfedilen bu önemi, bencilliğe ve kibre kapılmadan kavrayabilirsek, âlemi aydınlatabiliriz. Bencillik, tembellik ve kibirse ışığı küçük nefsimize çeker, hapseder, sindirir ve söndürür...

ÖZETLE: İnsan muhteşem bir sonsuzluk yolcusudur. Her çekirdek gibi toprağa düştük. Yağmurun, karın, rüzgârın, sıcağın ve soğuğun altında kalacağız, çatlayacağız ve gövdemizden fırlayarak evrene açılacağız."

Kaynak :
yetenek (Muhammed Bozdağ)

1 Mart 2009 Pazar

Ne Zaman Adam Oluruz...



Doğruların,insanları incitmeksizin de söylenebileceğini öğrendiğimiz zaman...



20 Şubat 2009 Cuma

İnsan Olmak Zordur...



İnsan topluluğunun içinde yaşamak, diğer insanlarla güzel geçinmek, kimseyi incitmemek, kimseden incinmemek...

Teknoloji 100 senede uzay çağına ulaştı ama bundan 100 Sene evvel; 1 Milyar insan dünyada yaşarken, bugün 7 milyar insan yaşıyor ve hala insanlığın gerçek değerlerine ulaşılamadı.

Üstelik herşeyin doğrusunu bilmek de yetmiyor..

O benlik, o nefis var ya her yerde zorluyor insanı..

Doğru bildiğini uygulama noktasında adeta bir iç savaş yaşanıyor...

Demek ki bilmekte yetmiyor, önemli olan uygulamaktır.

Eğer dürüst değilseniz; dürüst olmayanlar çoğalır.

Kötüyseniz; kötü olanlar çoğalır.

Hırsız malı almakla; hırsızı, hırsızlığa teşvik eder ve sizde onun suç ortağı olursunuz.

Böylece hangi konuyu ele alırsak alalım, hepsinde aynı sebepler geçerlidir...


Vicdanlar köreldiğinde!..

Ülkelerde sorunlar; hep insan değerlerinden uzaklaşmakla başlar, buna yozlaşmak denir..

İnsan olmak zordur...

diyor değerli bir dostum....

9 Şubat 2009 Pazartesi

Beden Dilinin Gücü...


"Hareketler kişilerden daha çok şey ifade eder." - Oscar Wilde

İnsanlar hayata olumlu bakan kişileri daha sıcak bulur.O sıcaklık dalga dalga yayılarak,ortamı paylaşanları etkisi altına alır...

Sosyal psikolog olan Albert Mahrebian'ın yaptığı araştırmalar neticesinde,aşağıdaki ilginç tablo ortaya çıkmış :

İnsan ilişkilerinde ;

-Söz -------------------%7

-Ses tonu -------------%38

-Beden dili -----------%55 etkili oluyor.

Bu verilere göre atılması gereken ilk adım beden dilini bilinçli kullanmaktan geçiyor.
Güzel bir ses tonuna eşlik eden özenli kelimeleri seçmek bile geri planda kalıyor.

Peki pozitif beden dilinin bizlere getirisi nelerdir ?
Öncelikle kendimizi karşı tarafa daha rahat anlatmanın ve karşımızdaki kişiyi de o derece kolay anlamanın yolunu tespit etmiş oluruz...

Tarih sayfalarına göz atarsak ; bir devre damgasını vuran ünlü liderlerin,devlet adamlarının,komutanların ortak noktada buluştuklarını tespit ederiz.
Atatürk,Gandi,Curchill vb. tarihe damgasını vurmuş kişilerin birleştikleri nokta,insanları etkileri altına alabilmeleridir.

Atatürk,kendinden emin tavırları;güçlü konuşma yeteneği,jest ve mimiklerin yerinde kullanılması ile dikkat çekmeyi başarır...

Erzurumlu İbrahim Hakkı,yadığı "marifetname" adlı kitabında beden dilinin inceliklerini açıklamıştı.Eserin kaleme alınmasının üzerinden asırlar geçmesine rağmen,kitap değerini korumaya devam etmektedir.Bu durum bize gösteriyor ki,beden dilini kullanmak her çağda önemlidir.

{ Ayşe Şen }

Dr.Muhammed Bozdağ kimdir ?


DR. Muhammet Bozdağ Kimdir?Not : M.Bozdağın web sitesi "yetenek.com" dur,kendisine oradan ulaşabilirsiniz...

Trabzon-Akçaabat’ta 1967 yılında doğdu. Kastamonu-İnebolu Lisesini birincilikle bitirdi. Şeref Öğrencilerinden olduğu ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1990 yılında mezun oldu. Yüksek Lisans Tezini, “TBMM’nin Verimliliği” üzerine tamamladı. Doktorasını siyaset bilimi alanında gerçekleştirdi.



Muhtelif zamanlarda ABD,Almanya, Bosna Hersek ve Hırvatistan’da çeşitli inceleme çalışmalarına katıldı. Kurucuları arasında yer aldığı Kültürlerarası Araştırma ve Dostluk Vakfı’nın, 1999-2001 yıllarında başkanlığını yaptı. 1992 yılından itibaren yasama uzmanı olarak çalıştığı TBMM’de halen yöneticilik yapıyor.

Yazıları lise yıllarından itibaren çeşitli dergilerde yayınlandı. Bir dönem, köşe yazarlığı yaptı. “Düşünce Mühendisliği, Yüksek Yetenek, Tele-terapi, Yüksek Ahlak, Kişisel Değişim, İstemenin Esrarı” gibi isimler altında seri radyo konuşmaları yaptı. TRT’de “Sonsuzluk Yolcusu” isimli programı hazırlayıp sundu.
Doktora tezi “AİHM Yolunda Parti Kapatma: Laiklik, Bölücülük Sorunu” adıyla yayınlandı. Başarı, motivasyon ve din alanlarında, “Düşün ve Başar, Ruhsal Zeka, İstemenin Esrarı ve Sonsuzluk Yolculuğu” adında yüz binler satan üç kitabın yazarıdır.

1995-2002 yılları arasında, “Hızlı ve Etkin Öğrenme”, “Güzel ve Etkili İletişim” seminerleri düzenledi. Yurt içinde ve yurt dışında, “Sonsuzluk Yolcusu, Ruhsal Zeka” gibi isimler altında konferanslar veriyor.
Dr. Nilgün hanımla evli ve üç çocuk babası olan Bozdağ, özgün üslubuyla yeni eserler üretmeye devam ediyor. Ayrıca, “yetenek.com” adlı web sitesi aracılığıyla da okuyucularına ulaşıyor. (alıntı)

Not : M.Bozdağın web sitesi "yetenek.com" dur,kendisine oradan ulaşabilirsiniz...